Connect with us

Published

on

 

Tanzanya, geniş çaplı misyonerlik faaliyetleri ve gelişme projeleri sebebiyle Afrika’nın en çok tanınan ülkelerinden biri. Başbakan Julius Nyerere’nin 1960’lı ve 70’li yıllardaki idealist sosyalist politikaları Tanzanya’yı Batılılar için çekici bir ülke kılmıştır. Eski adıyla Tanganyika, 1961’de İngiliz sömürge hükümetine karşı bağımsızlığını kazanmış ve üç yıl sonra da Zengibar adasıyla birleşerek Tanzanya adını almış. Birleşik federasyonun resmi dili Sevahili olup, yüksek okul ve ticarette halen sömürgeci dil olan İngilizce geçerlidir. Diğer Afrika ülkelerinde olduğu gibi Tanzanya’da da Hıristiyan ve Müslümanların kesin nüfusu ve oranı siyasi bir sorun niteliğindedir. Hıristiyan ve Müslüman kuruluşların yaptıkları istatistikler gerçekçi değildir. Fakat şu bir gerçek ki, son on yıldır hem Müslümanların, hem de Hıristiyanların sayısı büyük oranda artmaktadır. Ancak hangisinin daha hızla artış gösterdiğini tespit etmek zordur. Belki de Müslümanların sayısı daha fazladır. Fakat bu yükseliş bilinçli olarak az gösterilmektedir. Hatta bu yüzden olacak, Papa Hıristiyanların İslam memleketlerinde daha aktif olmalarını ve Hıristiyanlığı yaymalarını emretmektedir. Bununla birlikte genel olarak nüfusun üçte birinin Müslüman, üçte birinin Hıristiyan ve geri kalanının da geleneksel pagan dinlere mensup olduğu kaynaklarda belirtilmektedir.

Tanzanya çocuklari

Tanzanya toplumunun heterojen ve zengin karakterini, dini kesimlerde de görmek mümkündür. Hem Hıristiyanlar hem de Müslümanlar arasında çok çeşitli gruplar yer almaktadır. Tanzanya’daki Müslümanların büyük çoğunluğunu Ehli Sünnet vel-Cemaat akaidine bağlı Sünni Müslümanlar oluşturmaktadır. Genellikle Şafi mezhebinin şeriat geleneğini benimsemektedirler. Hint-Pakistan kökenliler genellikle Hanefi mezhebine ve Yemen kökenli küçük bir grup ise Maliki ve Hanbeli mezhebine bağlıdır. Hanefiler arasında, 1958’den beri düzenli olarak Doğu Afrika’yı ziyaret eden Hindistanlı Şeyh Ahmed-Şah Kadiri Buhari’nin önderliğindeki Kadiriler bulunmaktadır. Tanzanya’nın Umman kökenli Müslümanları çoğunlukla Hariciye mezhebinin modernize edilmiş bir kolu olan İbadiyye mezhebine bağlıdırlar. Azınlık olan Şiiler ise, çoğunlukla Asya kökenliler olup bağlı oldukları imamlarına göre, İmami, İsmaili, Caferi ve Bohra (ya da Vohra) olarak ayrılırlar. Tanzanya Şiileri arasında, küçük fakat aktif bir grup olan Ahmadiyye Şiileri de yer alır. Şiiler Doğu Afrika’ya sömürge döneminde gelmiş ve yerli halkla kaynaşmayıp seküler yaşamakta olan bir azınlık grubudur. Şehirlerde ve büyük kasabalarda yaşayan ve ticaret, işletme, yatırımla uğraşan Tanzanya Şiilerinin büyük bir kesimi son on yılda Avrupa ve Amerika’ya göç etmişlerdir. Özellikle İsmaili ve Aga Khan Şiileri kendi okullarını, hastane, kütüphane, mescit, konut, otel ve benzeri sosyal binalarını kurmuşlar. Siyah Afrikalılarla sınırlı ilişki içinde bulunurlar. Bu grubun tersine İmami Şiileri, “Bilal Misyonu” adıyla siyahlar arasında faal olmaya çalışmışlarsa da fazla başarılı olamamışlar. Tanzanya’da bu farklı Müslüman gruplardan her birinin camileri ve özel okulları var. Okulları büyük bir gayretle işletiyorlar. Siyah Afrikalı Müslümanlar, Arap, İran, Hint, Pakistan, Yemen gibi diğer kökenlerden Müslümanlarla iç içeler. Hatta Müslüman olmayan Hıristiyan aileler de çocuklarını Arap okullarına, Hint veya Şii okullarına gönderiyorlar. Ayrıca çok popüler imamları var. Bunlar umumen Müslümanları ilgilendiren konularda öncülük ederler; bilhassa Ramazan’da ru’yet-i hilal ve bayram günlerini ilan ederler.

Tanzanya’da, hatta tüm Doğu Afrika’da tasavvuf Müslümanlar arasında önemli bir yere sahip. Sufiler, imani ve şer’i esaslara bağlılık ve İslam’ın günlük hayata geçirilmesi konularında diğer Müslüman kesimlerden daha hassas ve başarılılar. Tanzanya’daki en geniş tarikat Kadiriyye’dir ve kendi içinde çok sayıda kollara ayrılır. Tanzanya’da bu tarikatın temeli, Somali şeyhi Üveys bin Muhammed’in 1880’de Zengibar sultanının daveti üzerine adaya gelişine dayanmaktadır. Sevahililer arasında “Şehu Awesu” olarak bilinen Şeyh Uveys, Zengibarlılara ve oradan da ana kara Tanzanya’ya Kadiriyye yolunun usullerini tanıttığı pek çok ziyaret yapmış ve bu tarikat, Tanzanya içlerinden Kongo’ya kadar ulaşmıştır. Kadiriyye’nin kolları sesli zikir yapılan zikir meclisleriyle, Şeyh Zahur bin Muhammed liderliğinde Tabora’da, Şeyh Ramiya olarak tanınan köle asıllı Halif Yahya bin Abdullah liderliğinde Bagamoyo, Darüs-Selam ve Tanga’da yerleşmiştir. Doğu Afrika’ya Komor Adaları’ndan gelen Şazeliyye tarikatı ise, Halif Husayn bin Mahmud’un liderliğinde Tanzanya’nın Kilve bölgesinden tüm Doğu Afrika’ya yayılmıştır. Sufilerin başlıca faaliyetleri, düzenli zikir toplantılarının yanı sıra Hazreti Muhammed (sav)’in doğumu olan Mevlit (maulidi) kutlamalarıdır. Tanzanya’da Hazreti Muhammed (sav)’in doğumu olan mevlit, ulusal tatil olarak ve Sevahili dilinde mevlit okunarak kutlanmaktadır. Sufilele ilgili diğer bir özellik de, geleneksel olarak Arap kökenli olan ulemanın aksine, sufi liderlerin siyah Afrikalı ve şeriat ilimlerinde eğitimli, toplumun değer verdiği önemli şahsiyetler olmalarıdır.

mescidi kadinlari

Cemaat-i Tebliğ denen ve aslen Hindistan’da doğan grup, burada da aynı geleneksel metotlarıyla çalışıyorlar. Bunlar kasaba kasaba, şehir şehir gezer, birkaç gün kalırlar. Camilerde konuşurlar ve yerli taraftarlarıyla çevredeki evlere giderek Müslüman kimseleri camiye davet ederler. Camilerde gece ibadet ederler ve ders yaparlar. Mensuplarını hicrete, Allah için yerini yurdunu terk etmeye ve dava yapmaya teşvik ederler. Bazıları bir yıl gibi bir uzun müddeti böyle Allah için yollarda ve uzaklarda ve çok sade bir hayat içinde geçirirler. Cemaat-i Tebliğ, Afrika’da önemli bir harekettir. Gitmedikleri yer ve ülke yok gibidir. Özel bir düşünceleri ve metotları vardır ve bazen aralarına İslamiyet’i hiç bilmeyen insanları alıp onlara İslam’ı öğretmeye uğraşırlar.

Beyt el- Acaib

Tanzanya’da Müslümanlarla Hıristiyanlar arasındaki ilişki genel olarak uyumludur. Ara sıra tansiyon yükselten tartışmalar olsa da bunlar toplumda yüzeysel kalmakta ve ciddi çatışmalara dönüşmemektedir. Ancak son yıllarda Hıristiyan fanatiklerin artması, Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında tartışmaların yaşanmasına sebep olmaktadır. Tabii Müslümana hayat hakkı tanımayan, onlar canlanmasın diye gözleyen Hıristiyan grup ve teşkilatlar da yok değil.
Tanzanya’da pek azı resmi kayıtlı, çoğu resmi olmayan çok sayıda Hıristiyan ve Müslüman sivil toplum örgütü bulunuyor. Bir kısım İslami kuruluş, Tanzanya’da İslami hükümet idealini savunurken, çoğunluğu ise ilmi yayınlar ve toplantılar yoluyla Müslümanlara entelektüel hizmet götürmeye çalışıyor. Tanzanya’daki belli başlı Müslüman kuruluşlar ve faaliyetleri ise şunlar:
1- Warsha ya Waandishi wa Kiislam (İslami Yazarlar Çalışma Grubu): 1975’de kurulmuş bir gruptur. Eğitim en önemli esaslarındandır. Çok sayıda genç ve eğitimli üyeye sahiptir. Merkezi Darüs-Selam’ın Kuba Mescidinde bulunan teşkilat, İslami kurslar düzenlemektedir. İslam ekonomisi, Ramazan’da oruç ve İslam’ın şartları gibi dini içerikli kitaplar yayımlamaktadır.
2- BALUKTA Baraza la Uendelazaji Koran Tanzania (Tanzanya Kuran Konseyi): 1987’de kurulmuş olan konseyin amacı, Kuran okumayı ve hafızlığı teşvik etmek, Müslüman okullara maddi destek sağlayarak finans ve araç-gereç desteği ile İslam’ı yaymaktır. Ayrıca İslami yüksek eğitim sağlayan merkezler ve enstitüler açmak, konferanslar düzenlemek ve yayınlar yapmak önemli faaliyet alanlarındandır. Daha çok yaşlı üyelerden oluşan bu teşkilat, Nisan 1993’te, başkanları Şeyh Yahya Hüseyin’in önderliğinde Darüs-Selam’da domuz eti satan kasaplara karşı eyleme katılmıştır. Bu eylemde üç mezbahane yıkılmış ve Şeyh Yahya Hüseyin’in de içinde bulunduğu 30 kişi tutuklanmıştır.
3- The Dar es-Salaam University Muslim Trusteeship (Darüs-Selam Üniversitesi Müslümanlar Vakfı): Eğitim alanında Müslümanlar yararına faaliyet gösteren bir diğer kuruluştur. Üniversite seviyesinde, devlet yönetiminde ve akademik konumlardaki Müslümanların sayısını tespit etmek üzere istatistikler yapmaktadır. Vakfın üyeleri, bir yaşam biçimi olarak İslam’ın doğru ve daha iyi anlaşılmasını teşvik etmekte ve bu konuda çalışmalar yapmaktadır.
4- Baraza Kuu la Jumuia na Taasisi za Kiislam (İslami Kuruluşlar Üst Konseyi): 1992’de kurulmuş olan bu konsey üyelerinin çoğunluğu Üniversite çalışanlarından oluşmaktadır. Ülkedeki tüm Müslüman kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak ve faaliyetlerini birleştirmek amacıyla çalışmalar yapar. Hükümet bu çalışmaları yakından takip eder.
5- The World Council of Mosques (Dünya Camiler Konseyi): Merkezi Suudi Arabistan-Cidde’de olan bu konseyin Darüs-Selam’da bir şubesi bulunuyor. Konsey, Vahhabi akımını temsil etmekte ve bölgesel İslami hareketleri desteklemektedir. Yönetimi bir İslam devletine dönüştürecek devrimci faaliyetleri teşvik etmektedir.
Bunların yanı sıra genç Müslümanlardan oluşan Tanzanya Müslüman Öğrenciler Vakfı (TAMSA-Tazania Muslim Student Association), adı altında üniversitelerde talebeler tarafından cemiyetler kurulmaktadır. Bunlar uzun müddet faaliyet icra etmektedirler. Mezunlar ve halktan kimseler de katkıda bulunmaktadırlar. Öğrenci merkezlerinde cuma namazları, teravihler, bayram namazları kılmaktalar ve konferanslar tertiplemekteler. Tanzanya Müslüman Profesyoneller Teşkilatı (TAMPRO-Tanzania Muslim Professionals Organization) gibi daha pek çok vakıf ve dernekler de var. Düzenli olarak İslami içerikli Al-Minarat, An-Nur, Al-Mizan gibi Sevahili dilinde dergi ve gazeteler yayımlamakta, Arapça ve İslami ilimlerde uzun ve kısa kurslar düzenlemektedirler. Takdire şayan projeleri ve gayretleri var.

Ayrıca son yıllarda, Zengibar’ın İslam Konferansı Örgütü’ne (İKÖ) üyeliği söz konusu olmuş ve tartışılmıştır. Ancak Hıristiyan liderler tarafından, Tanzanya’nın laik yapısına aykırı olacağı iddiasıyla buna şiddetle karşı çıkılmıştır. Bu tür tepkiler ve Tanzanya-Zengibar birliğinin bozulması riski karşısında Zengibar hükümeti İKÖ üyeliği kararından vazgeçmek zorunda kalmıştır.

Bugün Tanzanya’da birtakım siyasi kısıtlılıklara rağmen camilerin sayısı günden güne artmakta, İslami giyim tarzı toplumda giderek popülerlik kazanmakta, her Cuma, Cuma namazı ve hutbesi ulusal TV kanalından naklen yayımlanmakta, hocalar cadde ve meydanlarda halka açık vaazlar sunmakta, yabancılara İslamı tanıtıcı broşür ve makaleler dağıtılmakta ve dini içerikli kaset ve videolar Müslümanlar arasında yaygınlaşmaktadır. Okullarda ve kamusal mekanmekânlarda İslami giyim tarzına yönelik herhangi bir sınırlandırmaya gidilmemektedir. Zira bu tarz giyim, bir nevi Sevahili kültürünün parçası ve toplumda yerleşik bir giyim tarzı olarak algılanmaktadır.
Burada camiler ve mescitler İslam’ın en önemli timsali. Cami Müslümanların buluşabildiği ve sohbet edip, ders yaptığı bir yerdir. Camilerin pek çoğunda çocuklara Kuran ve dini bilgilerin öğretildiği bir medrese var. Müslüman çocuklar okul çıkışlarında ya da hafta sonlarında buralara devam ederler. Ancak cami ve medreselerin bir hayli bakımsız olduğunu ifade etmeliyim. Alışık olduğumuz, yerleri halı kaplı, pırıl pırıl avizeli, mihrabı, duvarları, kapıları süslemeli camiler yerine basit, zemininde hasır veya muşamba serili, tozlu, bazen yıpranmış, yıkılmış camiler görürsünüz. Zaman zaman cami ve medreselerin bakımı, tuvalet veya abdestliklerin tamiratı gibi işler için cemaatten yardım toplanmaktadır. Bir de Kuveyt, İran, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi Müslüman ülkelerin vakıf ve fonları aracılığıyla en ücra köy ve kasabalara kadar gidilip cami ve medreseler yapılmaktadır. Su bulunmayan yerlere su kuyuları açılmakta ve Müslüman yerli halka yardım götürülmektedir.
İnsan hayret ediyor; buralarda hilafet konuları, şeriat konuları tabu değil. Konuşanlar var. O gözle bakanlar var. Laiklik de çok farklı. Kiliseler politikanın her sahasında fikir beyan ederler ve bildiri yayımlarlar. TV’de konuşurlar ve devlet idaresini ve devlet başkanını tenkit ederler. Zaten devlet kademelerinin çoğu Hıristiyanları istihdam ediyor. Buralarda namaz kılmayan bir Müslümanın kafir olabileceğine inanan kimselere de rastlanıyor. O kadar radikal olan kimseler de yok değil. Öyle Müslümanlara rastlamak mümkün ki, Kuranın dediğini ve Hz. Peygamber (sav)’in yaptıklarını bilmek, anlamak ve yapmak konusunda son derece gayretliler. Kuran’ı ve hadisi eğmek ve bükmek istemiyorlar. Bazı Müslümanlar için sakal, bıyık ve başörtüsü son derece önemli. Müslümanlar arasında böyleleri oldugu gibi, İslamiyet’i unutmuş ve hemen hemen hiçbir şey bilmeyen gençler de pek çok. Bu gençlerden temiz karakterli ve çalışkan olanları görünce onlara yardımdan uzak kalındığı için İslam alimlerinin ne kadar büyük ihmal içinde olduklarını düşünüyor insan. Türk-İslam anlayışı, İslam’ın kardeşçe ve kucaklayıcı bir tarzda sunuluşu ve algılandırılması lazım. Misyonerler gibi halkla yatıp kalkan ve onlarla hem-dert olan bir ekip faaliyeti gerekiyor.
Bölgede Müslümanların problemlerine gelince, problem çok. Öncelikli sorunları fakirlik. Öyle ki, fakirlik safveti ve ihlası silip süpürüyor. Müslümanlardan bir kısmı zor hayat koşulları sebebiyle İslam’ı pratik hayata geçirmeyi, dinin icaplarını yerine getirmeyi düşünecek durumda değiller. Çoluğunu çocuğunu besleyecek, okula gönderecek, hastalıklarında tedavi ettirecek imkanimkânlardan uzak ve son derece düşük bir hayat standardında yaşamaktalar. Diğer yandan toplumsal olarak da Müslümanların eğitim, öğretim ve dini faaliyetlerini yürütme ve geliştirme imkanimkânları fakirlik ve destekten yoksunluk nedeniyle son derece kısıtlı. Müslüman okullar ve camiler bakımsız ve kaynaktan yoksun. İslam toplumu, fakirlikle birlikte, İslami ilimleri yeni nesillere aktaracak alim, hoca, medrese, hatta ibadethane, dini yayın ve medya kaynaklarının yetersizliğinden dolayı zayıf ve mağdur durumda. Oysa Hıristiyanların bu tür imkanimkânları misyonerlerin katkılarıyla her geçen gün biraz daha artmakta. Üniversite seviyesine kadar gelebilmiş ve üniversite okuma şansı yakalamış olan Müslüman gençlerin sayısı oldukça az. Bunların hemen hepsi, sosyal koşullar nedeniyle İslami ilimler yerine mühendislik, bilgisayar, fizik ve matematik gibi ilimler okumayı tercih etmekteler. Dolayısıyla ülkede ilahiyat ve İslami ilimler konularında yetişmiş genç Müslümanların bulunmaması, yeni neslin İslamı yaşayabilecek kapasite ve bilgiye ulaşamamasına sebep olmakta.

“Bu sorunların çözümü neler olabilir?” sorusuna gelince, insanın aklına ilk etapta şunlar geliyor:
1- Öncelikle Müslümanların burada iyi bir üniversite kurmaları önemli bir zaruret. Morogoro’daki teşebbüs yeterli değil. Ciddi ve tam teşekküllü bir üniversite için zengin Müslüman ülkelerin ve ihlaslı Müslümanların desteğine, İslam aleminin çoğunlukla Amerika’da yaşayan akademisyen ve alimlerine acil ihtiyaç var. Böyle bir üniversite her sahada eğitim vermelidir. İsteyen Müslüman öğrenciler orada yüksek lisans ve doktora çalışmaları da yaparlar. Üniversite bünyesinde caminin de bulunduğu kapsamlı bir ilahiyat fakültesi de kurulmalıdır. Burada Afrikalı güçlü bir alim kadrosu yetiştirilmelidir. Civar Afrika ülkelerinden gençler de buraya gelip tahsil görmeliler. Böylece Doğu Afrika tarihte olduğu gibi Müslümanlar için yeniden ilim yuvası haline gelebilir.
2- Daha fazla yayın yapma ihtiyacı vardır. Arapça yazılmış kitaplar ve hatta Urduca ve Türkçe İslami eserler, kaynak kitaplar da Sevahilice’ye tercüme edilmelidir. Bunun için kuvvetli bir tercüme bürosu, güçlü bir İslami kütüphane, geniş kapasiteli bir yayınevi ve matbaa kurulması zaruridir.
3- TV, radyo ve gazetelerde İslami yayınlar ve programlar arttırılmalıdır. Zengibar’dan Sevahilice yayın yapan İslami bir radyo var. Ama bu yeterli değil. Başka İslami radyolar ve TV kanalları kurulmalıdır. Ancak bütün bunlar için yeterli maddi altyapı ve ekip sağlanmalıdır. Hıristiyanlar medyayı çok fazla kullanma imkanimkânına sahipler. Müslümanların da, bilhassa çocukları eğitmek amacıyla medyayı kullanması gerekmektedir. Kalitesiz, eğitim, öğretim ve toplumun bilinçlendirilmesinden uzak programlar, alkollü içki ve sigara reklamları, ahlak bozucu dizi ve filmler bilhassa çocuklarda daha çok küçük yaşlarda ahlaki ve psikolojik bozulmalara sebep olmaktadır. Bu tür yayınların da etkisiyle, toplumda AIDS çocuk yaşlara kadar ilerlemiş durumdadır. Bu sebeple İslami ve ahlaki yayınlarla bu boşluğun doldurulması gerekmektedir.
4- Müslümanların siyasi hayatta yer almaları gerekmektedir. Müslümanlar sivil toplum kuruluşları oluşturarak, istek ve ihtiyaçlarını yönetim kadrolarına ulaştırıp çözüme kavuşturma yollarını aramalıdırlar. Maalesef Tanzanya’da Müslümanlar teknik konularda ve sosyal hususlarda yeterli değiller.
Sonuç olarak tüm İslam alemi içinde Doğu Afrika İslamı, bilhassa Tanzanya İslamı önemli ve ayrıcalıklı bir yere sahiptir. İslam medeniyeti, tüm kıtaya Doğu Afrika sahillerinden, Zengibar ve Tanzanya topraklarından yayılmıştır. Yerli siyahların İslam’a olan sevgi ve bağlılıklarıyla yeşerip kuvvetlenmiştir. Onların İslam sevgisi ve bağlılıkları kara kıtayı nurlandırıp gerçek anlamda bir özgürlük, insanlık, huzur ve kalkınma getirmiştir. Kölelikten kurtulma, bağımsız ve özgür milletler olarak var olma mücadelelerinde İslam her daim hareket gücü ve dayanak noktası olmuştur. İslam, bugün her ne kadar çeşitli sorunlar yaşasa da bu toprakların ayrılmaz parçası, özü, kültürü, dünya görüşü ve hayat kaynağıdır. Tanzanya, Afrika Müslümanlarına destek konusunda, tüm İslam kardeşliği müdafilerine, hizmet aşığı müminlere, gönül dostlarına, ilim ve irfan neferlerine ve İslam’ın evrenselliğine inanan tüm aydın bakışlara kucak açmış beklemektedir.

kaynak : Tikyain

Dosya ile ilgili :

Tanzanya’da Ramazan’ı Yaşarken

Tanzanya

Continue Reading
Advertisement
Ads
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Afrika

Hicap Hakkında

A hijab is a veil worn by Muslim women in the presence of any male outside of their immediate family, which usually covers the head and chest.

Published

on

Photo: Shutterstock

Bir başörtüsü, Müslüman kadınlar tarafından yakın ailelerinin dışında herhangi bir erkeğin yanında, genellikle baş ve göğsü kaplayan bir peçe. Terim, Müslüman kadınların alçakgönüllülük standartlarına uyan herhangi bir baş, yüz veya vücut örtüsünü ifade edebilir.

Continue Reading

Afrika

Japonya: Japon Hava Yolları Helal Gıda Kullanacak

Published

on

Tokyo – Japonya | Ahvâl-i Müslimin

Japonya’nın en büyük hava yolu şirketlerinden olan Japon Hava Yolları tüm uçuşlarında helal gıda kullanacağını duyurdu.

Uluslararası uçuşların helal gıda hazırlama sürecini denetleyen Japan Islamic Trust şirketi tarafından sertifika alındı.

Ayrıca Helal gıda usullerine göre belgelendiğine dair bilgilendirme yapılarak, Müslüman müşterilerin güvenliğini sağlamak amacıyla tamamen değiştirildi.

Continue Reading

Afrika

Özbekistan : Toplu İftar Yasağı!

Published

on

Özbekistan Dini idaresi, hükümete kafe ve restoranlarda yapılan iftarların lüks olduğu banahesiyle  toplu iftarların yasaklaması talebinde bulundu.

Özbekistan dini idaresi reis yardımcısı Şeyh Abdülaziz Mansur, “Taşkent şehri belediyesi bizim tavsiyemiz üzerine kafe ve restoranlarda iftar yemekleri organize edilmesini yasakladı. Bu devletin politikası değildir. Peygamberimiz zamanında yoksul insanlar için toplu iftarlar organize ediliyordu. Bugün bu lüks halini aldı. Bundan ötürü bu sene restoranlarda iftar yemekleri verilmeyecek” dedi.

Müslümanların biraraya gelerek  ülke hakkında yapabilecekleri konuşmaların fiile dönüşmesinden korkulması üzere yasaklar bu hali aldı.

Azadlık radyosunun haberine göre, Özbekistan’da kafe, restoranlar ve yemekhanelerde toplu halde iftar yemeği organize etmek 2014-2015 yıllarında yasaklanmaya başlandı ve buna katılmayan Özbek vatandaşları radyoya şikayet mektupları gönderdi. Müslümanların biraraya gelerek aralarındaki manevi gücün artmasına mani olunduğu belirtildi.

BM son yayınladığı rapora göre Özbekistan’ın %20’si fakirlik sınırının altında yaşamını sürdürmekte %75’i yetersiz bütçe ve ülkenin fakir bölgelerinde yaşamaktadır. Ve yine ülkeleri hukuki, siyasi ve ekonomik alanlarda analiz eden bir rapora göre listenin en sonunda Kuzey Kore ve bir önceki sırada ise Özbekistan yer almaktadır.

Continue Reading

Afrika

Bangladeş : Cemaati İslami’nin finansör kurucusu “Mir Kasım Ali”

Published

on

Dünyadaki Müslümanların Yaşam koşulları – Bangladeş

BİYOGRAFİSİ

Mir Tayyip Ali ve Rabia Begüm’ün oğlu olan Mir Kasım Ali 31 Aralık 1952’de Bangladeş’in ortasındaki Munshidangi Sutalori bölgesinde doğdu. 1967’de Chittagong Collegiate İslami Okulu’ndaki eğitimi sırasında Chhatra Sangha (ICS) isimli İslami öğrenciler koluna katıldı.

1977’de Doğu Pakistan “Bangladeş” ismini almadan ve Doğu Pakistan İslami öğrenciler koluna genel sekreter olmadan önce 6 Kasım 1971 tarihinde Chittagong eyaleti birimlerinde ve üniversitesinde İslami öğrenciler koluna başkan olarak seçildi.

Üstad Mir Kasım Ali , m.1980 senesinde Cemaati İslamî’ye aktif olarak katıldı ve ” Nur İslam Bülbül” bünyesinde kurulan üniversitenin içindeki Cemaati İslami’nin siyasi bir kolu olan islami partinin lideri oldu.

Bangladeş’in Pakistan’dan ayrılması sırasında   Suudi Arabistan ,Çin ve Amerika desteğini alan  Bangladeşli isyancılar, “ayrılma savaşı” veya “bağımsızlık savaşı” olarak adlandırılan  savaşa karşı çıktılar.Son anda Pakistan ordusunu desteklediklerini ilan etmiş olsalar da ne var ki ayrılığı önlemeye yönelik herhangi fiili bir destek sağladiklarına dair bir delil bulunmamakta.

Şeyh  Abdülkadir Molla’yı  astıkları gibi Mir Kasım  Ali ve meslektaşları  “Muti er-Rahman Nizamî” ve ” Ali İhsan Muhammed Mücahit” ‘i de asmak için  haklarında  uydurma haberler yayıldı. “Bedir” milislerini kurduklarina ve başına Mir Kasım Ali’nin getirildiğine dair iddialar bu fabrikasyonların  arasında. Bu suçlamaları gündeme getiren grubun “Laik Avami Partisi” olduğu ortaya çıktı.

Mir Kasım Ali ayrıldıktan sonra Chittagong şehrinde Cemaati İslamî’nin yönetimini devraldı.Daha sonra ülkeyi terketmeye zorlandı,Arabistan’a giderek orada 4 yıl kaldı.Laik Avami Partisi lideri “Mucib er-Rahman” ‘ın çıkardığı genel afla ülkeye geri döndü.Cemaati İslamî’ye  haznedar oldu ve ardından  Suudi Arabistan’la İslami bağlantısı olan cemaatin temsilcisi oldu.Cemaatin merkezî uygulama biriminde tarihçi olarak görev yaptı.Öyle ki bu İslami partide karar alma bakımından en yüksek heyetti.

Mir Kasım Ali, çeşitli örgütlerde sanayii ve hayır kurumlarında idarî konuma yükseldi.

Onları söyleyecek olursak:

 

1.Hayır Alanında

´- Fuad el-Hatib hayır kurumunda sekreter

-Bangladeş’te çeşitli özellikteki ajanslarda başkanlık

 

2.İdari Alanda

-Allame İkbal Sangsad Kurumunda

-Chittagong İslam Üniversitesi’nde

-Daru’l İhsan Üniversitesi’nde

-Barış Araştırmaları ve Stratejileri Merkezinde

 

3.Ziraat Alanında

-Güvenilir Endüstriyel Tarım Şirketi (Agro İndustrial Trust) ‘nde başkanlık

"Agro Industrial Trust" sirket in simgesi

“Agro Industrial Trust” sirket in simgesi

مير-قاسم-علي-mir-quasem-ali-1 (7)

4.Finans Alanında

-İslamî Finans Kurumu’nda sekreterlik

-Bangladeş’teki belirli bankalarda kuruculuk

مير-قاسم-علي-mir-quasem-ali-2

 

Bangladeş’e dönüşünden sonra 1975’te Rajihi  Suudi bankası ile baglantısı olan “IBBL” Bangladeş  İslam Bankası kuruldu.Bu banka Emirlikler Katar ve Kuveyt arasinda  %60 oranında büyük bir kar payına sahip.

Bangladeş Bankası, Bangladeş elçisi Fuat el-Hatib’in Faysal bin Abdülaziz el-Suud’un ziyaret etmesinin ardından  faaliyet göstermeye başladı. Sonrasında Mir  Kasım  Ali bankanın müdürü konumuna geldi. Bu mevki sayesinde hayır projeleri yapıp cemaate hizmet eden ticari ve ekonomik imparatorluklar kurdu. Güney Asya’daki en iyi 3 bankadan biri olmak için çabaladı.

Bu banka Cemaati İslami ve Bangladeş dışındaki diğer cemaatlerin ana sermaye ve finans kaynağı sayılır.

 

Mir Kasım Ali’nin bu alandaki calışmaları dur durak bilmedi. Aksine Burma’daki cihatçı islami grupların ve Afganistanlı  mücahitlerin desteğiyle daha da ivme kazandı. (2011)

HSBC Bankası’nın %8 gibi bir oranından daha önce  adı geçen iki ülkedeki mücahitlere zekat veriliyordu.Tahsis edilen bu meblağ daha sonra yasaklandı. Bu durum  Amerika ihtiyarlar heyetine kadar ulaştı.

Söylenenlere ek olarak Mir Ali, Bangladeş’te yaşayan  fakir ve orta kesimin ulaşım, sağlık ve mali ihtiyaçlarını karşılamak için büyük bir ekonomik ağ kurdu. Ve bunların hepsi sivil toplum örgütleriyle mümkün oldu. 2005 yılında yapılan istatistikler Cemaati İslama bağlı olan bu kurumların  Bangladeş parasıyla 1.200 kurur ya da yıllık 150 milyon dolar kadar kazanç sagladığını kaydetti.

30 hayır kurumuna ek olarak Kuzey Afrika ve Arap Körfezi’ne işçi gönderilmesine ve 14 bankanin desteğine karsilik Al-Nihvan ve Kuveyt Yardım Fonu’nu destekledi.

 

5.İlaç sanayisinde

İbni Sina İlaç Şirketi’nde satış müdürü olarak çalıştı.

مير-قاسم-علي-mir-quasem-ali-1

6-Medya Alanında

Daily Naya  Diganta dergisini kurdu.

مير-قاسم-علي-mir-quasem-ali-1

2005 yılında yayın hayatına başlayan ve günde 125 binden fazla satan “Daily Naya Digata” dergisinin kurucu finansörü addediliyor.

 

Diganta uydu kanalı

مير-قاسم-علي-mir-quasem-ali-1 (9)

2007’de temeli atıldı ardından 8 Agustos 2008’de  Apstar 2R uydusu TV ve uydu yayinina başladı.Kanal, küresel ölçekte izleyiciye hizmet vermek için 2012’de direkt yayina başladı.

Diganta kanalinda , çeşitli kültürel programların yer aldığı 8 ila 16 saat süren  diyaloglar ve haber programları bulunmaktadır.

 

7.Turizm Alanında

KEARI Şirketi’nin  sahibi

مير-قاسم-علي-mir-quasem-ali-3

مير-قاسم-علي-mir-quasem-ali-4-1

مير-قاسم-علي-mir-quasem-ali-4

MAHKEME

2009 yılının başlarında Bangladeş hükümeti’nin başına Laik Halk Partisi lideri ” Şeyh Hüseyin Vacid” geçti.Başa gelen bu parti, 1971’deki ayrım olaylarinı incelemek üzere “Ulusal Savaş Mahkemesi”ni kurdu.

Mahkemenin kurulmasının ardından Mir Kasım Ali dahil Cemaati İslami’nin öne çıkan  şahısların mahkemesi yapıldı ve 25 kasım 2012’de yapılan mahkemenin ardından 17 Haziran 2012’de tutuklandı.

مير-قاسم-علي-mir-quasem-ali-1 (8)

Hapishane İdaresi’nin   24.12.2012 pazartesi günü çıkardığı kararla Mir Kasım kaldığı merkezî hapishaneden başkentin dışındaki  kashimbur hapishanesine nakledildi.

Geçen kasım ayında Bangladeş Savaş Mahkemesi Mir Kasım Ali hakkında idam kararı verdi ve Mir Kasım 1971’de Pakistan’ın doğu bölgesindeki ayrılma savaşı olaylarında “bağımsız Bangladeş” çagrısına teşvik eden bazi Bangladeşli gruplara ve hinduistlere işkence etmek ve onları öldürmekle suçlanıyor.Bu hüküm geçtiğimiz ekim ayının 23’ünde (92 yasında) hapishanede vefat eden  Cemaati İslami’nin  eski lideri Gulam Azam, eski bakan Muti er-Rahman ve cemaatin  başkanının idam edilmesinden  hemen sonra  geldi.

0

 

Laik güçler  Şeyh Hüseyin Vecid’in hükümetin başına geçtiğinden beri islamciların uzaklaştırılması yönünde çaba sarfediyorlar.

1971’de işlenen savaş suçlarını incelemek üzere mahkeme kurulmuş olsa da ne var ki Cemaati İslami üyelerinin bu suçu işlediğine dair hiçbir delil bulunmamakta.

Uluslararası Ceza Mahkemesi savcısı Seyyid Mahmud Sultan Seymen,  mahkeme salonunda genel parlamentonun Cemaati İsalmî’nin 14 suç işlediğini ve 33 tanığın bulunduğunu açıkladı.

10_Mir+Quasem+Ali_021114__0005

Suçlamalar aşağıdaki gibi:

  1. Suçlama

Mir Kasım Ali’nin 8 Kasım 1971’de kurulan Cemaat-i Bedr’in liderliğinde Ömer İslam Şadrevi olarak adlandırılan kişinin  “Sakta Gat” bölgesinden alıp birçok yerde  işkence  yapmasıdır.Bu yerlerden birkaç  tanesi de şehrin kalbi olan Dalm Oteli ve Basilaich emniyet merkezindeki deri depolarından biri.

  1. Suçlama

19 Kasım 1971’de Lütfi er-Rahman olarak adlandırılan kişinin Sakta Gat bölgesinden alinip Dalm Oteli’ne götürülerek işkence yapılması

3.Suçlama

Aynı yıl 22-23 kasımda Cihangir el-Şadri olarak adlandırılan kişinin Codmptila bölgesinden alınıp işkencenin merkezi olan Dalm Oteli’ne götürülmesi

4.Suçlama

Selahaddin Han olarak adlandırılan kişinin Damlmorinj’deki evinden alınıp işkence edilmek üzere Dalm Oteli’ne götürülmesi

5.Suçlama

Aynı yılın 25 kasımında Abdulcebbar olarak adlandırılan kişiye işkence edilip ateş açılması

6.Suçlama

Chittagong şehrinde Harun Reşid olarak adlandırılan çay satıcısının kaçırılıp işkence edilmek üzere Dalm Oteli’ne götürülmesi.

7.Suçlama

Mir Kasım Ali’nin örgütlediği Sayilari 7 veya 8 kişiyi bulan gencin Senallah Şadrevi ve bir başka genci Damlmirinj’den kaçırıp işkence etmek üzere Dalm Oteli’ne götürmesi.

8.Suçlama

29 kasım gecesi Nur’ul Kudüs ve 4 diğer kişinin Dalm Oteli’nde  işkence görmesi.

9.Suçlama

29 kasım gecesi Seyyit Ümran ve 6 kişinin kaçırıldıktan sonra Dalm Oteli’nde  işkence görmesi

10.Suçlama

Mir Kasım’ın direkt emriyle Muhammed Zekeriya olarak adlandırılan adamın ve beraberindeki  4 kişinin kaçırılıp işkence görmeleri.

11.Suçlama

Ceşmittin olarak adlandırılan kişinin ve beraberindeki 6 kişinin kaçırılıp işkence görmeleri

12.Suçlama

Cihangir Şadrevi olarak adlandırılan kişinin ve beraberindeki 2 kişinin kaçırılması

13.Suçlama

Snell Kanti olarak adlandırılan kişinin kaçırılıp işkence görmesi

14.Suçlama

Nasrudsun Şevdi olarak adlandırılan kişinin kaçırılıp işkence edilmesi

 

Cemaati İslamî’nin Konumu ve Durumu

Cemaati İslamî’nin Lideri Şeyh Mahmud adına yaptığı açıklamada:

– Bangladeş Yerel Ceza Mahkemesi’nin verdiği  Cemaati İslamî’nin üyeerinden biri olan iş adamı Mir Kasım Ali’ye verilen  idam hükmünü şiddetle kınadığını.

-Bangladeş’in Pakistan’dan ayrıldığı  Bağımsızlık Savaşı sırasında Kasım Ali’nin insanlık ve savaş suçu işlediğine dair yöneltilen suçlamaların haksız suçlamalar olduğunu.

-Bu adil olmayan ,haksız ,zalimce kararları protesto etmek üzere gelecek perşembe sabah 06:00’dan ertesi sabah 06:00’a kadar sürecek olan ülke genelinde yapılacak olan protesto gösterilerinin yapılacağını bildirdi ve şunları ekledi.

-Bu zalim,faşist ,otoriter ve diktatör hükümet , Cemaati İslami’nin liderlerine karşı uydurma iddialarını yükseltiyor.

-Savcının sunduğu belgelerde Muti Abdurrahman Nizami ve Mir Kasım Ali’nin ismi yoktur. Bundan ziyade Mir Kasım Ali,belgelerde ismi geçen ; suçun islendiği zaman dilimlerinde ve iddia edilen yerlerde  hiç bulunmadı.Açıkçası Mir Kasım Ali, o vakitlerde başkent Dakka’da kalıyordu ; suçların işlendiği Chittagong şehrinde değil. Mir Kasım Ali Dakka’da kaldığını ispat etti ama hükümet bunu kabul etmeyip çıkarılan sarı sayfalarda buna yer verdi ve idamına karar verdi.

 

 

Continue Reading

Afrika

Türkiye: Süleymaniye Camii

Published

on

Süleymaniye Camii, I. Süleyman adına 1551-1557 yılları arasında İstanbul’da Mimar Sinan tarafından inşa edilen camidir.

Mimar Sinan’ın kalfalık devri eseri olarak nitelendirilen Süleymaniye Camii, medrese, kütüphane, hastane, hamam, imaret, hazire ve dükkânlardan oluşan Süleymaniye Külliyesi’nin bir parçası olarak inşa edilmiştir.

kanuni_suleymaniye

Evliya Çelebi, Süleymaniye Külliyesinin Belgrad, Malta ve Rodos Seferlerinden elde edilen gelirle yapıldığını söyler. Yapımına başlanmadan önce çok büyük bir külliye olması sebebiyle bakımlarının ve günlük işlerdeki giderlerinin karşılanması için vakfiye hazırlanmıştır. Aynı zamanda inşaat aşamasında çalışacak yüzlerce kişi de inşaat başlamadan evvel ayarlanmıştır. Normal zamanlarda 700 kişinin burada çalıştığı söylenmektedir. Yaz vakitlerinde bu sayı 1000e çıkmakla birlikte bazen hava koşullarından ötürü hiç inşaat faaliyeti olmamıştır. Caminin açılışı Kanuni Sultan Süleyman’ın isteğiyle Mimar Sinan tarafından yapılmıştır.

2692386-aci-2-suleymaniye-camii-ic-mekan

II. Mehmet’in İstanbulu fethi ile İstanbul’da Osmanlı mimarisi boy göstermeye başlamıştır. Her padişah kendi iktidar dönemini hatırlatacak bir yapı bırakan geleneğin sürdürücüsü olmuştur. Bunların ilki II.Mehmet(Fatih Sultan Mehmet) ‘in yaptırdığı Fatih Külliyesi, ardınan II.Beyazıt’ı yansıtan Beyazıt Külliyesi ve daha sonra da Süleymaniye Külliyesi gelir.

Süleymaniye Camiin planı avlu ve asıl caminin olduğu iki kareden oluşan bir dikdörtgen şeklindedir. Avlunun zemini mermer döşelidir. En önemli süslemelerden biri çinilerdir. Üzerinde ayetlerin yer aldığı çiniler ünlü hattat Karahisarlı Ahmet’in eseridir.

suleymaniye3

Caminin dört köşesinde dört minare yer alır. Bu Kanuni’nin fetihten sonraki dördüncü padişah olduğunu yansıtır. Caminin en önemli özelliklerinden biri de akustiktir. Büyük kubbenin bir yanında duyulan hafif bir ses Caminin her yerinden duyulur.Mimar Sinan bunu her kubbeyi çift yaparak ve ana kubbeye 64 küp yerleştirerek sağlamıştır. Aynı zamanda camide hava akımını ve temizliğini sağlayan özel bir sistem mevcuttur.

 

Continue Reading