Connect with us

Published

on

Suriye devrimine destek veren kesimlerin katıldığı bir forumda devrimi bekleyen tehlikeler değerlendirildi.

Üç hafta önce önde gelen El Kaide forumu Şumuh’ul İslam üyeleri devam etmekte olan Suriye cihadı için kapsamlı bir strateji üzerinde çalışmaya başladılar. Belli bir El Kaide mühendisliği tarafından başlatılan bir başlıkta sitenin düzinelerce üyesi gözlem ve tavsiyelerini paylaştılar.

Bir hafta sonra 9 Şubat’ta başlığı açan aynı kişi forum üyelerinin fikirlerinin tamamını temsil etmesi niyetiyle bütün bu katkıları tek bir stratejik belgede birleştirdi. Yazar belgeyi hassas olarak nitelendirdi ve Şumuh’a erişimi olmayan cihadcılarla sadece e-mail vasıtası ile paylaşılması tavsiyesinde bulundu. (Şumuh forumu şifre korumalı ve yeni üyeleri hemen kabul etmiyor) Şeffaflık amacıyla belgenin tamamını aşağıda tercüme ettim.

Büyük olasılıkla Şumuh’un “kapsamlı Suriye stratejisi” savaş meydanındaki cihadcılar için bitmek bilmeyen iç savaşı büyük cihad düşünürlerinin nasıl gördüğünü merak eden araştırmacılardan daha az stratejik değer ifade ediyor.

Bu bağlamda belge iki şeyi ortaya çıkarıyor:

– Birincisi Suriye cihad medyasının muzaffer tonuna rağmen Şumuh üyeleri devam eden ve gelecekte olması beklenen hadiseleri tasvir ederken daha az coşkulu bir söylem kullanıyor.

Şu anki durum için umutsuzlukla karışık bir korku, gelecek için ise cihadcıların her taraftan sarılacakları hissiyatı var.

Cihadcıların görüşüne göre mücahitlerin başarısını engellemek için bir Batı müdahalesinin olması kesindir; Batı İsrail ve İranlı müttefikleri ile birlikte Suriye’nin sınırlarını kapatacak ve cihad tehdidini ortadan kaldırmaya girişecektir. Suriye’yi bölecek ve İslamcıları (Müslüman Kardeşler kastediliyor – Çeviren) iktidara getirecektir.

– İkincisi, Şumuh’un tavsiyeleri savaşın çok uzun süreceğini varsayıyor. Bu tavsiyeler arasında sınırlar kapatılmadan önce Suriye’deki cihadcıların sayısını hızlı bir şekilde artırmak, rejimin ağır ve konvansiyonel olmayan silahlarının kontrolünü ele geçirmek, daha etkili propaganda için birleşik bir medya organizasyonu kurmak, ve ne pahasına olursa olsun ve ne kadar cazip görünürse görünsün Müslüman Kardeşler gibi İslamcılarla ittifaktan kaçınılması gerektiği bulunuyor.

Bir bütün olarak Şumuh’un kapsamlı stratejisi Suriye cihadının ve daha genelde Suriye’nin geleceği için bariz biçimde karamsar öngörülerde bulunuyor. Bu gelecek ay ve yıllarda Suriye cihadının başarıya ulaşmasının önündeki zorluklarla yüzleşmeye yönelik oldukça gerçekçi bir teşebbüs.

Şumuh’ul İslam’ın kapsamlı Suriye Stratejisi’nin çevirisi

Kardeşler bildiğiniz gibi bu başlığın amacı mücahidlerin ve destekçilerinin, özellikle de Suriye ve civar cephelerindeki mücahidlerin faydalanacağı mümkün olduğu kadar çok fikir ve öneriyi biraraya getirmektir. Böylelikle forumumuzun geleneksel destek, yayın, seferberlik ve teşvik rollerine ek olarak Allah’ın yardım ve inayeti ile amaçladığımız hilafet hedefimize mümkün olan en hızlı şekilde ve asgari zayiatla ulaşmamızı sağlayacak, bu yoldaki adımları bize gösterecek kaliteli çalışmalar ve tavsiyeler verecek çok yönlü araştırma raporlarının da merkezi olmasını istiyoruz. Tıpkı düşmanlarımızın araştırma kuruluşlarındaki kibirli uzman ve düşünürlerinin hükümetlerinin amel ettiği tavsiye niteliğindeki raporlar yayınlaması gibi bizler de bu çalışmaları yapacağız.

Burada evvelki başlıklarda özetlenen düşünceleri birleştirerek hepsini kapsayan önemli birkaç stratejik nokta halinde sunacağız. Bu bize ve Suriye ve civarındaki kardeşlerimize düşmanlarımızın bizler için ne planladığını ve onlara ne şekilde direneceğimizi açıkça gösterecek, ayrıca günümüz ve gelecek faaliyetlerimizin kontrolünü ele alarak düşmanlarımızı -onların planlarına cevap vermek yerine- bizim planlarımıza cevap verme mecburiyetinde bırakacaktır.

Öncelikle Suriye’de veya başka yerlerde kimseyle tartışılması bile sözkonusu olamayacak iki kırmızı çizgimiz vardır. Birincisi İslami Şeriata göre yönetmek, yani Allah’ın kitabına, Peygamberinin (sav) sünnetine ve O’nun ashabına, onların seleflerinin yorumlarına göre hükmeden bir devlet kurmak. İkincisi uzak ya da yakın İslam ülkeleri arasına Sykes-Picot anlaşması ile çizilen sınırların tanınmamasıdır. Bunun istisnası asker temini, destek toplanması ve benzer durumlar için seyahat gereklilikleri ve lojistik işbirliği gibi zararsız formalitelerdir.

Bu belirtilen noktaların ışığında tavsiyeler ortaya koyacak ve -inşallah- vuku bulacağı öngörülen belli başlı hadiseler tasvir edilecektir.

Öngörülen ve devam eden hadiseler:

Birincisi, düşünürlerimizin çoğu Suriye mücadelesinin uzun süreceğini beklemektedir, bu yüzden buna göre gerekli hazırlıkların yapılması elzemdir.

İkincisi, halihazırda Haçlılar, İsrail ve İran arasında kimyasal silah depolarını ele geçirmek veya kimyasal silahları, bu suç ittifakının kendilerine tehdit gördükleri kişilerin eline geçmeden önce imha etmek için bir yarış vardır. İsim olarak belirtmek gerekirse Yahudi ve Haçlıların perspektifinden cihadcılar ve Hizbullat*, mecusi İranlılar ve Haçlıların perspektifinden ise cihadcılar kendilerine tehdit oluşturmaktadır.**

* Tipik bir kelime oyunuyla Hizbullah, Allah’ın partisi yerine iyi bilinen bir putperest tanrısı Lat’ın partisi olarak ifade ediliyor. (Jihadica’nın notu)

* Belgenin yazarı cihadcılarda yaygın şekilde görüldüğü üzere Ortadoğu’daki ittifak siyasetleri hakkında kafa karışıklığı yaşamaktadır. (Jihadica’nın notu)

Üçüncüsü, eninde sonunda “barışı muhafaza etmek”, “yahudileri korumak”, yada “zavallı masum Alevileri korumak” kisvesi altında Suriye’ye bir haçlı gücü gelecektir.

Dördüncüsü, Alevi mezhebini korumak için Suriye toprağını parçalama teşebbüsleri olacaktır. Böylelikle Suriye’nin diğer bölgelerindeki Sünnilerin gırtlağında sürekli bir Haçlı-Yahudi-Mecusi eli olacaktır. Bu durum komplonun farkında olup da ona hizmet eden, veyahut komplodan habersiz olup da aptalca tuzağa düşen cahil ne kadar İslamcı olursa olsun korunulması gereken bir sonuçtur.

Beşincisi, Esed rejimine askeri, finansal ve lojistik destek sağlanırken devrimciler ve mücahidler silah elde etmelerini engellemek için kuşatma altında alınmış durumdadır. Bunun elbette birçok sebebi var ve hepsi de yukarıda belirtilen ittifakın menfaatinedir:

– Savaşı kartlar arzu edilen şekilde dizilene ve yönetim üstlenecek kuklalar ortaya çıkana kadar uzatma

– Rejimin finansal kaynaklarını emerek bu aptal Alevinin elindeki herşeyi kurutmak

– Bu finansal kaynakları kendi insanını bombalayan rejimin boş yere kullanarak yokedeceği, ya da devrimin savaşçı birimleri tarafından ganimet alınacak silah stoklarına çevirmek

– Devrimcilerin rejimden elde ettiği silah ganimetlerinin devamını sağlamak.

Zaman içinde herkes bitap düşecek, Suriye’deki bütün silahlar yok edilecek, medeniyetin bütün işaretleri yerle bir edilecek ve Suriye taş devrine geri dönecektir. Böylelikle haçlı-yahudi-mecusi ittifakının istekleri doğrultusunda haritayı yeniden çizmek için doğrudan veya dolaylı askeri müdahalenin önü açılacaktır.

Altıncısı, Suriye’ye farklı müdahale şekilleri çoğalacaktır. Suriye’de savaşan muhalif güçler arasında, ve muhaliflerle birlikte savaşan bağımsız dış kökenli savaşçı birimler arasında çelişkili fikirler doğacak, bunlar büyük anlaşmazlıklara yol açacaktır.

Yedincisi, -Allah’ın yardımına dayanarak ve O’nun kanununu hakim kılmayı amaçlayarak- devrimin gidişatının İslamileşmesi sonrasında iktidara getirilenler “seküler İslamcılar” olacaktır. Bu seküler İslamcılar, hilafeti kurmak isteyen İslami cihad dalgasına karşı tüm güçleriyle karşı durmaları şartı ile uluslararası komplocu güçler tarafından cesaretlendirilecekler.

Başka bir deyişle kafirler kendileri savaşmamak için Müslümanı Müslümana saldırtacaklar. Elbette bu gruba (seküler İslamcılara) Alevilere karşı değil de İslam şeriatını isteyen, kendilerinin esas düşmanlarına (İslami cihadcılara) karşı savaşmaları için silah desteği verilecektir.

Sekizincisi, rejimin düşüşünden sonra haçlı-yahudi-mecusi ittifakı ve Suriye’deki müttefikleri pusulasını başka yöne çevirecek, cihadcıların akışını ve lojistik desteği önlemek için sınırları kapatacaktır. Bunu yaparak cihadcıları muhasara altına alacak ve ülkedeki müttefikleri ile çatışmaya girmelerini isteyeceklerdir.

Dokuzuncusu, sekizinci maddede belirtilen cihadcıları kuşatmadaki ortak menfaatler Türkiye’deki Kardeşler (yazıda bu şekilde geçiyor-Çeviren) hükümetini, Ürdün’deki haçlıların hizmetkarını ve Müslüman Kardeşler’deki müttefiklerini, Lübnan Hizbullahı’nı, Irak’taki Safevi hükümetini, Hicaz’daki münafık yönetimi, Mısır’daki Müslüman Kardeşleri, ve onlarla açıkça birlikte olan diğerlerini kapsayacak şekilde genişleyecektir.

Onuncusu, özetle, Suriye’deki kardeşlerimiz belki olağanüstü bir baskıya, saldırıya, zorunlu ricate, zillete ve diğer birçok şeye maruz kalacaklar. Fakat Allah’ın izniyle bunların hepsi imtihanın büyüklüğü, ve 1.5 milyar Müslümanı kurtuluşa erdirme sorumluluğunun büyüklüğü ile paramparça olacaktır. Maalesef böylesi bir övgüyü çok az kişi hak ediyor.

Tavsiyelere gelince:

Birincisi, sabredin… ve daha fazla sabredin, ve herşeyde yalnızca şanı yüce olan, dayanılacak tek merci Allah’a güvenin. O kulları hakkında herşeyi bilen ve zaferi getirendir.

İkincisi, zorluklar ne derece olursa olsun her zaman ana hedefimizi akılda tutmak. Bu da Alevi rejimin imhası, sonrasında yeryüzünde hilafetin tesisine hazırlık olarak Suriye’de Allah’ın kanununu hakim kılmak, ve bu yoldaki tüm engelleri yoketmektir.

Üçüncüsü, rejimin devrilmesinden sonra olabilecekler için gerekli hazırlıkların yapılması ve tedbirlerin alınması. Esasen bu, Suriye’deki mücahidler ve destek verenler için şu anki savaştan daha büyük bir endişe vesilesidir.

Dördüncüsü, gelecekte ihtiyaç duyulacağından büyük miktarda ağır ve konvansiyonel olmayan silah ele geçirerek bunları emniyetli bir şekilde muhafaza etmek.

Beşincisi mücahid teminini emniyetli bir şekilde artırmak, -emniyetten kasıt büyük savaşçı birimlerini Nusret Cephesi hizmetine alma olasılığı, bu esnada kişilere doğru İslami yol ve itikat bilgilerini vererek kalplerini canlı tutmak, ve taburlarda güvenilirliğini ispatlamış kişileri seçmek, ve bunun gibi şeylerdir- ve Allah’ın kanununu ihlal etmediği müddetçe Suriye’deki nüfuzlu güçler, diğer İslami kuruluşlar, aşiret reisleri ve diğerleri ile ittifak yapmaktır.

Altıncısı, hem ordaki mücahidlerin ihtiyacından dolayı, hem de sınırların açık halinin devam etmeyip yakında kapanacağından dolayı Suriye’ye mücahid akışını artırmak için çalışmalıyız. Bu mücahid akışının, diğer cihad cephelerinin boşaltılması şeklinde değil, o cephelerdeki ihtiyaç fazlası mücahidlerin gönderilmesi ve Suriye’deki mücahidlerin ihtiyaçları doğrultusunda yapılması münasip olacaktır.

Yedincisi, Ensar’uş Şeria’nın dünyadaki tüm güçleri (Tunus, Mısır, Libya, Lübnan, Ürdün, Yemen ve hatta Avrupa’dakiler) iki şekilde organize faaliyetler yapmalıdır:

Birincisi vaaz, bilinçlendirme ve iletişime yönelik ders ve faaliyetleri artırmak – medya konusunda Suriye’deki kardeşlerimize yönelik düzenli bir medya savaşı yürütülmektedir, özellikle yalancı El Cezire mücahidlerin Suriye’deki operasyon ve faaliyetlerini Özgür Suriye Ordusu’na atfetmekte, izleyicilerin beynini yıkayıp devrimin geçmiş ve geleceğinin İslami ruhunu yıkmaya çalışmaktadır- ve İslami camiayı Suriye’deki mücadelenin hakikatinin Suriye ile sınırlı olmayan küresel tabiatı, sadece baskıcı rejimlere karşı değil cani Alevilere de karşı, emperyalist Pers hayalleri kuranların arka bahçesinde duran mecusilere karşı, ve İslamı tahrip etmek isteyen herkese sınırsız destek sunan Haçlı-Yahudi ittifakına karşı olduğu izah edilmelidir.

İkincisi Suriye’deki kardeşlerimize destek toplamaya devam etmek ve ellerine ulaşmasını temin etmek, eleman temini için uygun kanallar vasıtası ile çalışmak ve dünya çapındaki menfaatlerimizin birbiri ile bağlantılı olmasının önemine işaret eden gösteriler düzenlemek. Çünkü bizler tek bir toplumuz, coğrafi ya da diğer sınırlar tarafından bölünmüş değiliz. Herkes bilmelidir ki Suriye meselesi bizler için merkezi öneme sahiptir ve ne kadar uzakta olursa olsunlar kardeşlerimize karşı komplo içine girenler asla affedilmeyecekler.

Sekizincisi, Ürdün, Irak, Lübnan ve Filistin’deki küresel cihad destekçilerinin askeri ve sivil birimleri gerektiği takdirde seferberlik için hazır olmalıdır. Bunun anlamı, 7. maddede belirttiğimiz gibi önce barışçıl gösteriler olacaktır, ancak bu gösteriler Suriye’deki kardeşlerimiz dış güçler tarafından veya Suriye’deki diğer devrimci kesimler özellikle de Müslüman kardeşler tarafından kuşatılıp komploya maruz bırakıldıklarında bütün bölgeyi savaşa çekme tehdidi taşıyacaktır.

Böyle bir komploya katılan kişilerin çıkarları hedef alınacaktır. Parmaklar tetikte olmalıdır. Esasen bu nokta bir korku dengesi oluşturarak Suriye’deki kardeşlerimize ülkedeki faaliyetlerine odaklanmalarını sağlayacak desteği vermek için çok önemlidir.

Bu bağlamda Suriye’deki kardeşlerimizin gerçek stratejik derinliği olan Irak İslam Devleti’ndeki kardeşlerimiz -Allah onlara kuvvet versin- Safevilerin Suriye’nin doğu sınırında askeri varlık bulundurmasını engellemek için çalışmalıdır. Bu kardeşlerimiz sürdürülebilir lojistik destek temin etmeli ve Safevilerin gelecekte Suriye’yi kuşatma altına alacak faaliyetler içine girmesine engel olmalı, Alevi rejimin üzerindeki baskıyı azaltan karayoluyla yapılan yardımları durdurmalıdır.

Dokuzuncusu, Nusret Cephesi’nin askeri birimleri -Allah onları muzaffer kılsın- ve müttefikleri ateşlerinin yönünü büyük bir şiddetle Alevi şehirlerine çevirmelidir. Bu, özellikle zengin olanlarının güven duygularını altüst ederek kaçmalarını sağlayacak ve rejimin destek tabanının çökmesine yol açacaktır. Alevi işadamlarına Şebbiha gruplarını finanse etmek için ihtiyaç duyulduğu bilinmektedir.

Onuncusu, Nusret Cephesi ve müttefikleri boşluğu doldurmak ve kontrolleri altındaki alanlarda yönetim işlerini yürütmek için birleşik bir Şura Konseyi kurmalı ve bir yönetim kurulu oluşturmalıdır. Bu şekilde insanlara yardım ve hizmetler daha kolay götürülebilir, insanlar İslam itikadi hakkında aydınlatılabilir ve eğitilebilir, Suriye’ye karşı kurulan uluslararası komplo hakkında bilgilendirilebilir.

Onbirincisi, Nusret Cephesi ve müttefikleri için 24 saat çalışacak ve insanlara gerçek bilgileri ulaştıracak büyük bir medya organizasyonu kurulmalıdır. Zamanımızda medya ordunun yarısına eşdeğerdir, bazen savaşlar yalnızca medya vasıtası ile yürütülmektedir. Bu önerilen medya ofisi yöresel yayınlar yapabilir ve Suriye’deki her eve ulaşarak mücahidlerin çarpıtılmamış sesini insanlara duyurabilir.

Onikincisi, bütün vaizlerin ve İslam alimlerinin İslami camiayı aydınlatmak ve insanlara rehberlik etmek için sorumluluk üstlenmesi bir zarurettir. Suriye’deki kardeşlerimiz için önümüzdeki günlerde onlar için ne yapabildiğiniz çok önemli olacaktır.

Onüçüncüsü, özel operasyonları gerçekleştirmek için bir istihbarat ajansı kurmak, yani İslam devletinin kurulmasına giden yolu kirleten bütün pislikleri temizlemek.

Ondördüncüsü, Nusret Cephesi’ndeki kardeşlerimizin coğrafi stratejik öneme haiz noktaları ele geçirmesi. Askeri üs ve kışlaları ele geçirerek silah depolarına el koyması ve konvansiyonel silah stoklarını artırması. Bunlara gelecekte çok ihtiyaç olacak.

Son olarak bir not: Şahsen şu anda İsrail tabir edilen oluşuma saldırılmasını tavsiye etmiyorum. Böyle bir saldırı kardeşlerimizin esnek olmadıkları ve tam hakimiyet sağlamadıkları bir zamanda etrafımızdaki düşman çemberini ve savaş cephelerini genişletecektir. Bunu yalnızca İsrail mücahidlere karşı Alevilerin yanında savaşa katıldığı takdirde, yahut İsrail’in kararlılığımızı test etmesine cevap veriyorsak yapabiliriz. Nitekim mücahidler Suriye’yi kontrol etmeye yaklaştıklarında İsrail hemen test saldırıları yapacaktır.

Mümkün olan noktaları ve tavsiyeleri bu şekilde biraraya getirdik. Herşeye kadir olan Allah’tan bizlere, Suriye’deki kardeşlerimize bu vesilelerle zafer bahşetmesini ve Şanı Yüce olan’ın izni ile hilafeti kurmalarını istiyoruz.

Tercüme: Press Medya

Continue Reading
Advertisement
Ads
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Afrika

Hicap Hakkında

A hijab is a veil worn by Muslim women in the presence of any male outside of their immediate family, which usually covers the head and chest.

Published

on

Photo: Shutterstock

Bir başörtüsü, Müslüman kadınlar tarafından yakın ailelerinin dışında herhangi bir erkeğin yanında, genellikle baş ve göğsü kaplayan bir peçe. Terim, Müslüman kadınların alçakgönüllülük standartlarına uyan herhangi bir baş, yüz veya vücut örtüsünü ifade edebilir.

Continue Reading

Afrika

Japonya: Japon Hava Yolları Helal Gıda Kullanacak

Published

on

Tokyo – Japonya | Ahvâl-i Müslimin

Japonya’nın en büyük hava yolu şirketlerinden olan Japon Hava Yolları tüm uçuşlarında helal gıda kullanacağını duyurdu.

Uluslararası uçuşların helal gıda hazırlama sürecini denetleyen Japan Islamic Trust şirketi tarafından sertifika alındı.

Ayrıca Helal gıda usullerine göre belgelendiğine dair bilgilendirme yapılarak, Müslüman müşterilerin güvenliğini sağlamak amacıyla tamamen değiştirildi.

Continue Reading

Afrika

Özbekistan : Toplu İftar Yasağı!

Published

on

Özbekistan Dini idaresi, hükümete kafe ve restoranlarda yapılan iftarların lüks olduğu banahesiyle  toplu iftarların yasaklaması talebinde bulundu.

Özbekistan dini idaresi reis yardımcısı Şeyh Abdülaziz Mansur, “Taşkent şehri belediyesi bizim tavsiyemiz üzerine kafe ve restoranlarda iftar yemekleri organize edilmesini yasakladı. Bu devletin politikası değildir. Peygamberimiz zamanında yoksul insanlar için toplu iftarlar organize ediliyordu. Bugün bu lüks halini aldı. Bundan ötürü bu sene restoranlarda iftar yemekleri verilmeyecek” dedi.

Müslümanların biraraya gelerek  ülke hakkında yapabilecekleri konuşmaların fiile dönüşmesinden korkulması üzere yasaklar bu hali aldı.

Azadlık radyosunun haberine göre, Özbekistan’da kafe, restoranlar ve yemekhanelerde toplu halde iftar yemeği organize etmek 2014-2015 yıllarında yasaklanmaya başlandı ve buna katılmayan Özbek vatandaşları radyoya şikayet mektupları gönderdi. Müslümanların biraraya gelerek aralarındaki manevi gücün artmasına mani olunduğu belirtildi.

BM son yayınladığı rapora göre Özbekistan’ın %20’si fakirlik sınırının altında yaşamını sürdürmekte %75’i yetersiz bütçe ve ülkenin fakir bölgelerinde yaşamaktadır. Ve yine ülkeleri hukuki, siyasi ve ekonomik alanlarda analiz eden bir rapora göre listenin en sonunda Kuzey Kore ve bir önceki sırada ise Özbekistan yer almaktadır.

Continue Reading

Afrika

Bangladeş : Cemaati İslami’nin finansör kurucusu “Mir Kasım Ali”

Published

on

Dünyadaki Müslümanların Yaşam koşulları – Bangladeş

BİYOGRAFİSİ

Mir Tayyip Ali ve Rabia Begüm’ün oğlu olan Mir Kasım Ali 31 Aralık 1952’de Bangladeş’in ortasındaki Munshidangi Sutalori bölgesinde doğdu. 1967’de Chittagong Collegiate İslami Okulu’ndaki eğitimi sırasında Chhatra Sangha (ICS) isimli İslami öğrenciler koluna katıldı.

1977’de Doğu Pakistan “Bangladeş” ismini almadan ve Doğu Pakistan İslami öğrenciler koluna genel sekreter olmadan önce 6 Kasım 1971 tarihinde Chittagong eyaleti birimlerinde ve üniversitesinde İslami öğrenciler koluna başkan olarak seçildi.

Üstad Mir Kasım Ali , m.1980 senesinde Cemaati İslamî’ye aktif olarak katıldı ve ” Nur İslam Bülbül” bünyesinde kurulan üniversitenin içindeki Cemaati İslami’nin siyasi bir kolu olan islami partinin lideri oldu.

Bangladeş’in Pakistan’dan ayrılması sırasında   Suudi Arabistan ,Çin ve Amerika desteğini alan  Bangladeşli isyancılar, “ayrılma savaşı” veya “bağımsızlık savaşı” olarak adlandırılan  savaşa karşı çıktılar.Son anda Pakistan ordusunu desteklediklerini ilan etmiş olsalar da ne var ki ayrılığı önlemeye yönelik herhangi fiili bir destek sağladiklarına dair bir delil bulunmamakta.

Şeyh  Abdülkadir Molla’yı  astıkları gibi Mir Kasım  Ali ve meslektaşları  “Muti er-Rahman Nizamî” ve ” Ali İhsan Muhammed Mücahit” ‘i de asmak için  haklarında  uydurma haberler yayıldı. “Bedir” milislerini kurduklarina ve başına Mir Kasım Ali’nin getirildiğine dair iddialar bu fabrikasyonların  arasında. Bu suçlamaları gündeme getiren grubun “Laik Avami Partisi” olduğu ortaya çıktı.

Mir Kasım Ali ayrıldıktan sonra Chittagong şehrinde Cemaati İslamî’nin yönetimini devraldı.Daha sonra ülkeyi terketmeye zorlandı,Arabistan’a giderek orada 4 yıl kaldı.Laik Avami Partisi lideri “Mucib er-Rahman” ‘ın çıkardığı genel afla ülkeye geri döndü.Cemaati İslamî’ye  haznedar oldu ve ardından  Suudi Arabistan’la İslami bağlantısı olan cemaatin temsilcisi oldu.Cemaatin merkezî uygulama biriminde tarihçi olarak görev yaptı.Öyle ki bu İslami partide karar alma bakımından en yüksek heyetti.

Mir Kasım Ali, çeşitli örgütlerde sanayii ve hayır kurumlarında idarî konuma yükseldi.

Onları söyleyecek olursak:

 

1.Hayır Alanında

´- Fuad el-Hatib hayır kurumunda sekreter

-Bangladeş’te çeşitli özellikteki ajanslarda başkanlık

 

2.İdari Alanda

-Allame İkbal Sangsad Kurumunda

-Chittagong İslam Üniversitesi’nde

-Daru’l İhsan Üniversitesi’nde

-Barış Araştırmaları ve Stratejileri Merkezinde

 

3.Ziraat Alanında

-Güvenilir Endüstriyel Tarım Şirketi (Agro İndustrial Trust) ‘nde başkanlık

"Agro Industrial Trust" sirket in simgesi

“Agro Industrial Trust” sirket in simgesi

مير-قاسم-علي-mir-quasem-ali-1 (7)

4.Finans Alanında

-İslamî Finans Kurumu’nda sekreterlik

-Bangladeş’teki belirli bankalarda kuruculuk

مير-قاسم-علي-mir-quasem-ali-2

 

Bangladeş’e dönüşünden sonra 1975’te Rajihi  Suudi bankası ile baglantısı olan “IBBL” Bangladeş  İslam Bankası kuruldu.Bu banka Emirlikler Katar ve Kuveyt arasinda  %60 oranında büyük bir kar payına sahip.

Bangladeş Bankası, Bangladeş elçisi Fuat el-Hatib’in Faysal bin Abdülaziz el-Suud’un ziyaret etmesinin ardından  faaliyet göstermeye başladı. Sonrasında Mir  Kasım  Ali bankanın müdürü konumuna geldi. Bu mevki sayesinde hayır projeleri yapıp cemaate hizmet eden ticari ve ekonomik imparatorluklar kurdu. Güney Asya’daki en iyi 3 bankadan biri olmak için çabaladı.

Bu banka Cemaati İslami ve Bangladeş dışındaki diğer cemaatlerin ana sermaye ve finans kaynağı sayılır.

 

Mir Kasım Ali’nin bu alandaki calışmaları dur durak bilmedi. Aksine Burma’daki cihatçı islami grupların ve Afganistanlı  mücahitlerin desteğiyle daha da ivme kazandı. (2011)

HSBC Bankası’nın %8 gibi bir oranından daha önce  adı geçen iki ülkedeki mücahitlere zekat veriliyordu.Tahsis edilen bu meblağ daha sonra yasaklandı. Bu durum  Amerika ihtiyarlar heyetine kadar ulaştı.

Söylenenlere ek olarak Mir Ali, Bangladeş’te yaşayan  fakir ve orta kesimin ulaşım, sağlık ve mali ihtiyaçlarını karşılamak için büyük bir ekonomik ağ kurdu. Ve bunların hepsi sivil toplum örgütleriyle mümkün oldu. 2005 yılında yapılan istatistikler Cemaati İslama bağlı olan bu kurumların  Bangladeş parasıyla 1.200 kurur ya da yıllık 150 milyon dolar kadar kazanç sagladığını kaydetti.

30 hayır kurumuna ek olarak Kuzey Afrika ve Arap Körfezi’ne işçi gönderilmesine ve 14 bankanin desteğine karsilik Al-Nihvan ve Kuveyt Yardım Fonu’nu destekledi.

 

5.İlaç sanayisinde

İbni Sina İlaç Şirketi’nde satış müdürü olarak çalıştı.

مير-قاسم-علي-mir-quasem-ali-1

6-Medya Alanında

Daily Naya  Diganta dergisini kurdu.

مير-قاسم-علي-mir-quasem-ali-1

2005 yılında yayın hayatına başlayan ve günde 125 binden fazla satan “Daily Naya Digata” dergisinin kurucu finansörü addediliyor.

 

Diganta uydu kanalı

مير-قاسم-علي-mir-quasem-ali-1 (9)

2007’de temeli atıldı ardından 8 Agustos 2008’de  Apstar 2R uydusu TV ve uydu yayinina başladı.Kanal, küresel ölçekte izleyiciye hizmet vermek için 2012’de direkt yayina başladı.

Diganta kanalinda , çeşitli kültürel programların yer aldığı 8 ila 16 saat süren  diyaloglar ve haber programları bulunmaktadır.

 

7.Turizm Alanında

KEARI Şirketi’nin  sahibi

مير-قاسم-علي-mir-quasem-ali-3

مير-قاسم-علي-mir-quasem-ali-4-1

مير-قاسم-علي-mir-quasem-ali-4

MAHKEME

2009 yılının başlarında Bangladeş hükümeti’nin başına Laik Halk Partisi lideri ” Şeyh Hüseyin Vacid” geçti.Başa gelen bu parti, 1971’deki ayrım olaylarinı incelemek üzere “Ulusal Savaş Mahkemesi”ni kurdu.

Mahkemenin kurulmasının ardından Mir Kasım Ali dahil Cemaati İslami’nin öne çıkan  şahısların mahkemesi yapıldı ve 25 kasım 2012’de yapılan mahkemenin ardından 17 Haziran 2012’de tutuklandı.

مير-قاسم-علي-mir-quasem-ali-1 (8)

Hapishane İdaresi’nin   24.12.2012 pazartesi günü çıkardığı kararla Mir Kasım kaldığı merkezî hapishaneden başkentin dışındaki  kashimbur hapishanesine nakledildi.

Geçen kasım ayında Bangladeş Savaş Mahkemesi Mir Kasım Ali hakkında idam kararı verdi ve Mir Kasım 1971’de Pakistan’ın doğu bölgesindeki ayrılma savaşı olaylarında “bağımsız Bangladeş” çagrısına teşvik eden bazi Bangladeşli gruplara ve hinduistlere işkence etmek ve onları öldürmekle suçlanıyor.Bu hüküm geçtiğimiz ekim ayının 23’ünde (92 yasında) hapishanede vefat eden  Cemaati İslami’nin  eski lideri Gulam Azam, eski bakan Muti er-Rahman ve cemaatin  başkanının idam edilmesinden  hemen sonra  geldi.

0

 

Laik güçler  Şeyh Hüseyin Vecid’in hükümetin başına geçtiğinden beri islamciların uzaklaştırılması yönünde çaba sarfediyorlar.

1971’de işlenen savaş suçlarını incelemek üzere mahkeme kurulmuş olsa da ne var ki Cemaati İslami üyelerinin bu suçu işlediğine dair hiçbir delil bulunmamakta.

Uluslararası Ceza Mahkemesi savcısı Seyyid Mahmud Sultan Seymen,  mahkeme salonunda genel parlamentonun Cemaati İsalmî’nin 14 suç işlediğini ve 33 tanığın bulunduğunu açıkladı.

10_Mir+Quasem+Ali_021114__0005

Suçlamalar aşağıdaki gibi:

  1. Suçlama

Mir Kasım Ali’nin 8 Kasım 1971’de kurulan Cemaat-i Bedr’in liderliğinde Ömer İslam Şadrevi olarak adlandırılan kişinin  “Sakta Gat” bölgesinden alıp birçok yerde  işkence  yapmasıdır.Bu yerlerden birkaç  tanesi de şehrin kalbi olan Dalm Oteli ve Basilaich emniyet merkezindeki deri depolarından biri.

  1. Suçlama

19 Kasım 1971’de Lütfi er-Rahman olarak adlandırılan kişinin Sakta Gat bölgesinden alinip Dalm Oteli’ne götürülerek işkence yapılması

3.Suçlama

Aynı yıl 22-23 kasımda Cihangir el-Şadri olarak adlandırılan kişinin Codmptila bölgesinden alınıp işkencenin merkezi olan Dalm Oteli’ne götürülmesi

4.Suçlama

Selahaddin Han olarak adlandırılan kişinin Damlmorinj’deki evinden alınıp işkence edilmek üzere Dalm Oteli’ne götürülmesi

5.Suçlama

Aynı yılın 25 kasımında Abdulcebbar olarak adlandırılan kişiye işkence edilip ateş açılması

6.Suçlama

Chittagong şehrinde Harun Reşid olarak adlandırılan çay satıcısının kaçırılıp işkence edilmek üzere Dalm Oteli’ne götürülmesi.

7.Suçlama

Mir Kasım Ali’nin örgütlediği Sayilari 7 veya 8 kişiyi bulan gencin Senallah Şadrevi ve bir başka genci Damlmirinj’den kaçırıp işkence etmek üzere Dalm Oteli’ne götürmesi.

8.Suçlama

29 kasım gecesi Nur’ul Kudüs ve 4 diğer kişinin Dalm Oteli’nde  işkence görmesi.

9.Suçlama

29 kasım gecesi Seyyit Ümran ve 6 kişinin kaçırıldıktan sonra Dalm Oteli’nde  işkence görmesi

10.Suçlama

Mir Kasım’ın direkt emriyle Muhammed Zekeriya olarak adlandırılan adamın ve beraberindeki  4 kişinin kaçırılıp işkence görmeleri.

11.Suçlama

Ceşmittin olarak adlandırılan kişinin ve beraberindeki 6 kişinin kaçırılıp işkence görmeleri

12.Suçlama

Cihangir Şadrevi olarak adlandırılan kişinin ve beraberindeki 2 kişinin kaçırılması

13.Suçlama

Snell Kanti olarak adlandırılan kişinin kaçırılıp işkence görmesi

14.Suçlama

Nasrudsun Şevdi olarak adlandırılan kişinin kaçırılıp işkence edilmesi

 

Cemaati İslamî’nin Konumu ve Durumu

Cemaati İslamî’nin Lideri Şeyh Mahmud adına yaptığı açıklamada:

– Bangladeş Yerel Ceza Mahkemesi’nin verdiği  Cemaati İslamî’nin üyeerinden biri olan iş adamı Mir Kasım Ali’ye verilen  idam hükmünü şiddetle kınadığını.

-Bangladeş’in Pakistan’dan ayrıldığı  Bağımsızlık Savaşı sırasında Kasım Ali’nin insanlık ve savaş suçu işlediğine dair yöneltilen suçlamaların haksız suçlamalar olduğunu.

-Bu adil olmayan ,haksız ,zalimce kararları protesto etmek üzere gelecek perşembe sabah 06:00’dan ertesi sabah 06:00’a kadar sürecek olan ülke genelinde yapılacak olan protesto gösterilerinin yapılacağını bildirdi ve şunları ekledi.

-Bu zalim,faşist ,otoriter ve diktatör hükümet , Cemaati İslami’nin liderlerine karşı uydurma iddialarını yükseltiyor.

-Savcının sunduğu belgelerde Muti Abdurrahman Nizami ve Mir Kasım Ali’nin ismi yoktur. Bundan ziyade Mir Kasım Ali,belgelerde ismi geçen ; suçun islendiği zaman dilimlerinde ve iddia edilen yerlerde  hiç bulunmadı.Açıkçası Mir Kasım Ali, o vakitlerde başkent Dakka’da kalıyordu ; suçların işlendiği Chittagong şehrinde değil. Mir Kasım Ali Dakka’da kaldığını ispat etti ama hükümet bunu kabul etmeyip çıkarılan sarı sayfalarda buna yer verdi ve idamına karar verdi.

 

 

Continue Reading

Afrika

Türkiye: Süleymaniye Camii

Published

on

Süleymaniye Camii, I. Süleyman adına 1551-1557 yılları arasında İstanbul’da Mimar Sinan tarafından inşa edilen camidir.

Mimar Sinan’ın kalfalık devri eseri olarak nitelendirilen Süleymaniye Camii, medrese, kütüphane, hastane, hamam, imaret, hazire ve dükkânlardan oluşan Süleymaniye Külliyesi’nin bir parçası olarak inşa edilmiştir.

kanuni_suleymaniye

Evliya Çelebi, Süleymaniye Külliyesinin Belgrad, Malta ve Rodos Seferlerinden elde edilen gelirle yapıldığını söyler. Yapımına başlanmadan önce çok büyük bir külliye olması sebebiyle bakımlarının ve günlük işlerdeki giderlerinin karşılanması için vakfiye hazırlanmıştır. Aynı zamanda inşaat aşamasında çalışacak yüzlerce kişi de inşaat başlamadan evvel ayarlanmıştır. Normal zamanlarda 700 kişinin burada çalıştığı söylenmektedir. Yaz vakitlerinde bu sayı 1000e çıkmakla birlikte bazen hava koşullarından ötürü hiç inşaat faaliyeti olmamıştır. Caminin açılışı Kanuni Sultan Süleyman’ın isteğiyle Mimar Sinan tarafından yapılmıştır.

2692386-aci-2-suleymaniye-camii-ic-mekan

II. Mehmet’in İstanbulu fethi ile İstanbul’da Osmanlı mimarisi boy göstermeye başlamıştır. Her padişah kendi iktidar dönemini hatırlatacak bir yapı bırakan geleneğin sürdürücüsü olmuştur. Bunların ilki II.Mehmet(Fatih Sultan Mehmet) ‘in yaptırdığı Fatih Külliyesi, ardınan II.Beyazıt’ı yansıtan Beyazıt Külliyesi ve daha sonra da Süleymaniye Külliyesi gelir.

Süleymaniye Camiin planı avlu ve asıl caminin olduğu iki kareden oluşan bir dikdörtgen şeklindedir. Avlunun zemini mermer döşelidir. En önemli süslemelerden biri çinilerdir. Üzerinde ayetlerin yer aldığı çiniler ünlü hattat Karahisarlı Ahmet’in eseridir.

suleymaniye3

Caminin dört köşesinde dört minare yer alır. Bu Kanuni’nin fetihten sonraki dördüncü padişah olduğunu yansıtır. Caminin en önemli özelliklerinden biri de akustiktir. Büyük kubbenin bir yanında duyulan hafif bir ses Caminin her yerinden duyulur.Mimar Sinan bunu her kubbeyi çift yaparak ve ana kubbeye 64 küp yerleştirerek sağlamıştır. Aynı zamanda camide hava akımını ve temizliğini sağlayan özel bir sistem mevcuttur.

 

Continue Reading