Connect with us

Published

on

Yazar/ Fehd Ensari 

Geçtiğimiz Mayıs ayında dünya, yirmi beş yıldır süren Sri Lanka ordusu ile Tamil Kaplanları  arasındaki çatışmanın son rounduna şahit oldu. Yetmiş binden fazla insanın hayatına mal olan iç savaş, yüz binlerce kişinin de evsiz barksız kalmasına neden oldu. Bu gelişmeleri tetikleyen şey, Tamillerin, Budist Sri Lankalıların kurduğu hükümetten ülkenin kuzey ve doğu bölümünde bağımsız bir ülke ve kendilerine 50-60 yıldır uygulanan ayrımcılığa son verilmesi taleplerinde bulunmalarıdır. Şimdi, Ocak 2009’da Tamil Kaplanlarının on yıldır fiilen başkenti oan Killinochchi’nin düşmesiyle ve Sri Lanka ordusunun Tamillerin son mevzii Mullaitivu’yu da ele geçirmesiyle, Tamillerin elinde sadece ülkenin kuzeydoğusunda 12 km²’den daha fazla toprak kaldığı tahmin edilmektedir. Sivillerin gördüğü zararın giderek artmasına ve yaşanan insani felakete rağmen, uluslararası topluluk Tamil Kaplanlarının sonunun gelmesini arzuladı ve taraflar arasında sadece zayıf bir ateşkes çağrısında bulundu.

 

Uluslararası medyanın Sri Lanka’daki çatışmayı gündeme getirmesinin ardından, Müslümanlardan kendilerini siyaseten duyarlı kabul edenler arasında bile, salt sathî bir merakın ötesinde söz konusu çatışmayla ilgilenen bir kimseyi bulmakta zorlanırsınız. Yirmi yıldır her iki taraftan da dehşet verici zulümlere ve etnik kıyıma maruz kalan ve mazlumlarla ortak ve anlaşılabilir bir dayanışma anlayışıyla hareket eden çoğu Müslüman, bu mücadelede Tamil Kaplanlarını destekleyecektir tabii ki. Savaşın; Sri Lanka’nın Müslüman azınlık nüfusu üzerindeki etkisi sorulursa, Müslümanların çoğu söz konusu savaşta taraf olmamalarına rağmen, ateş altında kalmış ve gerek Tamil Kaplanları gerekse Sri Lanka yönetimi arasında siyasi bir futbol topu muamelesi görmüşlerdir.

 

10 Mart 2009’da Colombo’nun yaklaşık yüz altmış km güneyinde bulunan Akurassa kentindeki Godapitiya’da Tamil Kaplanlarına üye bir intihar eylemcisinin mevlüt kandili programını hedef alan saldırısında on dört Müslüman hayatını kaybederken otuzu da yaralandı. Müslümanlar Sri Lanka ordusu ve Tamileela Makkal Viduthalai Puligal (TMVP) ya da Karuna grubu gibi hükümet destekli Tamil grupları tarafından gerçekleştirilen “savaşla ilgisiz” katliamlara, kaçırılmalara ve zulümlere maruz kalmaya devam etmekte. Uzun soluklu bir barış olacaksa, Sri Lankalı Müslümanların bu çatışmadaki rolünü anlamak ve siyasi hedefleri üzerine kafa yormak elzemdir.

 

İç savaşın arka planı

Müslümanların Sri Lanka’ya gelişi, Arap tüccarların o bölgeye yerleşmeye başladığı sekizinci yüzyıl civarındadır. On altıncı yüzyılda Portekizli sömürgecilerin gelişiyle,  bu tüccarların torunları zulme uğradı ve ülkenin merkezindeki dağlık bölgeye ve doğu kısmına göçe zorlandı. İşte günümüzde Sri Lanka’daki Müslümanların çoğunluğunu (%95) oluşturan ve siyaseten en aktif kesimi oluşturan Portekizlilerin “Moor” dediği kesim bunlardır. Sri Lanka’da öne çıkan diğer Müslüman kesimler, on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda Hollandalı ve İngiliz yöneticiler tarafından getirilmiş olan Cavalı ve Malezyalı Müslümanların torunları ve on dokuzuncu ve yirminci yüzyılda iş bulma ümidiyle gelen Hindistanlı Müslümanlardır. Malezyalı ve Hindistanlı Müslümanlar büyük Müslüman topluluğundan ve geniş Sri Lankalı nüfustan izole olmuş/edilmiş durumdadır.

 

Müslüman-Sri Lankalılar arası ilişkiler

Müslüman, Hindu Tamiller ve Budist Sri Lankalılar ülke tarihi boyunca genel olarak barış ve uyum içinde bir arada yaşamışlardır. Ne var ki, iş, ticaret konusundaki anlaşmazlıklar, milliyetçi gruplar tarafından yapılan manipülasyonlar ara sıra meydana gelen çatışmaları körüklemektedir. Müslümanara yönelik ilk açık saldırı, Sri Lankalı çetelerin Müslüman tüccarlara ve iş yerlerine saldırdıkları 1915 tarihinde gerçekleşmiştir. Yapılan planlı saldırı, yükselen Sri Lanka milliyetçiliğinin Sri Lanka iş dünyasındaki geleneksel Müslüman hakimiyetine düşmanlıkla birleşmesinin sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

 

O olayların üzerinden bir süre geçtikten sonra, Müslümanlar ve Sri Lankalılar sınırlı sosyal entegrasyona rağmen, daha fazla ekonomik alışverişle barış içinde hayat sürmüşlerdir. Müslümanlar çoğunlukla ibadetlerini hiçbir sınırlama olmadan büyük bir özgürlük içinde yapabilmekte ve Müslümanların bayramları resmi tatil ilan edilmektedir. Müslümanlar İslâm şeriatına göre hükmeden mahkemelerde ailevi ve bireysel konularda yargılanma hakkına sahiptirler ve ayrıca devletin belirlediği eğitim müfredatına ek olarak İslâm’ın öğretildiği devlet destekli ayrı okullarda eğitim alabilmektedirler. Müslüman milletvekilleri tüm siyasi partilerde mevcuttur ve İslâmî siyasi partilere yönelik bir sınırlama da mevcut değildir. Önemli mali bürokratik görevlere, bakanlıklara ve güvenlik güçlerine gelince, bu alanlarda açık birtakım ayrılıkçı politikalar mevcuttur. Bunun sonucu olarak daha az nitelikli Sri Lankalılar nitelikli Müslümanlara tercih edilmektedir. Müslümanlar ciddi anlamda devlet ve yarı resmi kuruluşlarda hak ettiklerinden daha az temsil hakkına sahiptir.

 

Sri Lanka’da şiddet, aralıklarla organize milliyetçi hareketler ya da iş alanındaki ihtilaflarla irtibatlı olarak patlak vermiştir. 1976’da, görünüşe bakılırsa iş ve toprak konusunda çıkan anlaşmazlık nedeniyle polis, Müslümanlarla Sri Lankalılar arasında çıkan çatışmaların ardından birkaç Müslümanı Puttalam’da vurdu. 1990’larda -1999’da Nochchiyagama’daki dükkanlara yapılan saldırılar dahil- tek tük hadiseler oluyordu (Fotograf). Haziran 2001’de Sri Lankalı çeteler Mawanella’da iki Müslümanın hayatını kaybetmesine ve düzinelerce binanın ve aracın yok edilmesine yol açan saldırılar düzenledi.

 

Bazı yorumcular bu olayların şiddeti tırmandırmamasını Sri Lanka’daki Müslüman liderlerin azınlık statüsünde oldukları bilinciyle, daha cüretkâr bir duruşun korkunç sonuçlarının farkındalığıyla hareket ederek ayrımcılığa ve etnik gerilime dikkat çekme konusunda isteksizliklerine bağlamaktadırlar. Sözgelimi, 1976’da Puttalam’da Müslümanların katledilmesini müteakiben hiçbir Müslüman konuyu parlamentoya taşımadı. O dönemde, Müslüman liderlerin hepsi değilse de çoğu ülkenin kuzey ve doğusunda, çoğu çiftçi ve balıkçı olan dindaşlarının kaderiyle daha az ilgilenen tüccar sınıfındandı.

 

Musliman-Tamil İlişkileri

Sri Lanka milliyetçiliğinin 1970’lerde yükselişi ve ülkenin kuzeyi ile doğusundaki Tamillere ve Müslümanlara karşı ayrımcı politikalar, şu ana kadar sessiz kalmış Müslüman nüfusun siyasi düşüncesinde ve aktivizminde bir değişiklik meydana getirdi. Tamil Kaplanlarının 1970’lerde görünür hale gelmesiyle, Müslümanlar meselelerinde inisiyatif kullanma ve bozguncu-uzlaşmacı addettikleri liderlerinden de kurtulma fırsatını yakaladılar. Sri Lankalı yerleşimcilerin akın akın gelmesine yol açan doğudaki devlet destekli gelişmelerle ve Müslümanların arazilerini kaybetmeleriyle birlikte, Müslümanlar ve Tamiller birlikte bir çaba içine girdiler. Hatta bazı Müslümanlar Tamil Kaplanlarına katıldı. 1986’da ülkenin ilk Müslüman siyasi partisi olan Sri Lankalı Müslümanlar Kongresi (SMK)’nin kurulmasını müteakiben, Müslümanlarla Tamil Kaplanları arasındaki ilişkiler bozuldu. Çünkü Tamil Kaplanları bu partinin kurulmasını ülkenin kuzeyi ve doğusunun tam kontrolünü ele geçirmelerine yönelik siyasi bir tehdit olarak değerlendirdi. Müslümanlarla Tamil Kaplanları arasındaki tek tük görülen şiddetli çatışmalar 80’li yıllar boyunca sürdü ama 90’lı yıllarda daha önce olanları aşan bir durum söz konusuydu.

 

Müslüman Katliamı ve Etnik Kıyım

Sri Lanka’daki çatışmalarda en dehşet verici ama en az bilinen olaylardan birisi 19990 yılı yaz mevsimindekiydi. Olayda Müslümanlar katliam ve etnik temizlikle karşı karşıya geldi. Doğudaki şiddet olayları Temmuz ayında başladı. O sıralarda çoğu hacdan dönen altmıştan fazla kişi Tamil Kaplanları tarafından Kurukal Madam’da öldürüldü. Daha sonra 1 Ağustos’da da on dört ve sonraki iki günde de değişik yerlerde on beş kişi daha öldürüldü. 3 Ağustos Cuma günü Kattankudi’deki Mina Cuma Camiine 300 kişi namaz kılıyordu. Birtakım kimseler camiye girdi, kimse kaçmasın diye kapıları kilitledi ve otomatik silahlarla cami cemaatine ateş etmeye başladı. Benzer bir olay da Hüseyniye Camiinde gerçekleşti. Toplamda yüzden fazla erkek ve çocuk öldürüldü. Ardından da ülkenin doğusundaki Müslüman kasaba ve köylerde yüzlerce erkek, kadın ve çocuğun hayatını kaybetmesine, evlerinin de cayır cayır yanmasına yol açan ve birkaç hafta süren katliamlar yaşandı. Binlerce Müslüman evlerini barklarını terk edip kaçmak zorunda kaldı ve hala da dönmediler.

 

Kuzeyde olup bitenler daha da dehşet vericiydi. Ülkenin doğusunda 1990 yılının Ekim ayında olduğu gibi, orada Müslümanlarla Tamiller arasında şiddetin benzer bir tarihinin olmamasına rağmen, Tamil Kaplanları savaşçıları hiçbir uyarıda bulunmaksızın, köy köy dolaşıp Müslümanların kırk sekiz saat içinde şehri terk etmelerini istedi. Aksi takdirde Müslümanlar kanunsuz bir durumla karşı karşıya kalacaklardı. Emirler üst düzey liderlerden geldi. Cefne’de Müslümanlara iki saat içinde şehri boşaltmaları talimatı ve yanlarına sadece 150 rupi almaları izni çıktı. Başka yerlerde sadece üst başlarıyla kaçmak zorunda kaldılar. Birkaç gün içinde, ülkenin kuzeyindeki yetmiş beş bin Müslüman nüfusun tümü geride yaklaşık beş milyar rupilik bir mülkiyeti bırakarak evlerini barklarını terk etmeye zorlandı.  Tamil Kaplanları üzerinde, ne hükümetten ne de uluslararası toplumdan etnik temizliğe son vermesi konusunda hiçbir baskı yoktu. Sürgün edilmiş Müslümanların çoğu yaya olarak, çamurdan ve brandadan günümüze kadar ayakta kalabilen evler yaptıkları Puttalam, Anuradhapura ve Kurungela gibi kuzey eyaletlere ve bu eyaletlerin yakınlarındaki şehirlere göç etti.

 

Oralara ulaşmalarından bu yana Sri Lanka Hükümeti onların durumlarını –sadece altı ayda bir verdiği isthikak (yiyecek payı) ile- neredeyse görmezlikten geldi. Puttalam kampının sağlıksız koşullarının –üç bin beş yüz kamp sakini için kırk wc ve bir çeşme var- son on sekiz yılda çoğu tedavi edilebilir hastalıklar sonucu ekseriyetle çocuk ve bebeklerden yüz kişinin hayatını kaybetmesinde payı vardır. Hükümet 1995’te şehrin kontrolünü ele aldı ve Müslümanların geri dönmesini istedi. Ayrıca bazı Tamil Kaplanları liderleri 2000 yılında zorunlu göçe tâbi tutulmaları nedeniyle onlardan özür diledi. Yine de geri dönmek için pek az teşvik edici bir durum söz konusu. Çünkü evleri uzun süre kullanıldı ve geçim kaynakları sona erdi. Dahası, Tamil Kaplanları askere alım görevlileri hala bölgede faaliyet yürütmekte ve (Müslüman) aileleri çocuklarını kendilerine bir sadakat göstergesi olarak silah altına alınmak üzere bırakmaya zorlamaktadır. Öte yandan hükümet, bazı kamp sakinlerini Tamil Kaplanlarına (Bu itham Müslümanları çok inciticidir.) “gammazlık yapmakla” suçlanmaktadır.

 

2002’deki Tamil Kaplanları ile hükümet arasındaki ateşkesin ardından, çatışmadan doğrudan etkilenen ve barış görüşmelerinden bağımsız bir temsilcisi bile olmayan Müslümanların durumu daha da kötüye gitti. Tamil Kaplanları Müslümanlara mülkiyetlerinin iade edileceği ve Tamil Kaplanlarıya artık himaye vergisi ödemeyecekleri sözü verdi. gerçekte, Müslümanlar mülklerini geri alamadı, vergiler arttı ve Müslümanlar artan şiddetin hedefi haline geldi. Çünkü Tamil Kaplanları ülkenin doğusundaki hakimiyetini sağlamlaştırmaya çalışıyordu. Bu, 2003 yılında ülkenin doğusunda Müslümanlara muhtariyet talebinde bulunan halkla iç içe olan Müslümanlığın belirginleşmesine katkıda bulundu. Bu çağrı, daha fazla Müslümanlar arası ihtlafı körükleyen, büyük resimden koparan Colombo’daki menfaatçi Müslüman liderler tarafından büsbütün görmezlikten gelindi.

 

Son olaylar

Savaşın 2006 yılında ülkenin güneyinde tekrar patlak vermesiyle, Müslümanlar çarpraz ateş altında kaldı. 29 Mayıs 2006’da paniğe yol açan ve 1990 olaylarını hatırlatan “Mutur eyaletinde yaşayan Müslümanların yetmiş iki saat içinde eyaleti terk etmeleri” emri yayınlandı. Tamil Kaplanları Ağstos ayında şehri ele geçirdi ve birkaç hafta sonra Sri Lanka ordusu kentte tekrar hakimiyeti sağlayana kadar Müslümanlar yurtlarından ayrılmak zorunda kaldılar. O sıralarda yüzlerce Müslüman öldürüldü ve kaçırıldı.

 

Bu çatışmada diğer rahatsız edici bir unsur da Tamil Kaplanlarıdan 2004 yılında ayrılan ve adam kaçırma, yargısız infaz ve çocukları silah altına alma gibi eylemlerde bulunan hükümet destekli Karuna grubunun ortaya çıkmasıdır. Bu grup, ülkenin doğusunu etkili bir şekilde kontrol altında tutmakta ve camiden evine giden insanları hedef almakta ve onların evlerini, işyerlerini kundaklamaktadır. Belki de daha dehşet verici olayların habercisi olarak Bidist heykeller dikme yoluyla Müslümanların ağırılıkta olduğu yerlerde Budizmi yaygınlaştırmak amacıyla devasa servetler harcanmaktadır. Şiddetten birbirlerini sorumlu tutan ve Müslüman kanı üzerinden siyasi sonuç elde etmeyi ümit eden Tamil Kaplanları ve Sri Lanka ordusunun zülümleri devam etmektedir. Ülkenin son dönemlerinde ilk kez, mevcut durumdan rahatsız birçok Müslüman genç İslâm toplumunun önde gelenlerinin onları dizginleme gayretlerine rağmen kendi toplumlarını korumak için silahlanmaya hazırlanıyor.

 

Sri Lanka’da Müslümanlar tarihlerinin çok kritik bir dönemindeler. Tamil Kaplanlarının ordu tarafından yok edilmesi ya da her iki tarafın bir anlaşmaya varması söz konusu olsa da Sri Lanka’daki Müslümanlar adım adım Budist hükümete ya da Tamil Kaplanlarının onları himaye etmesine bel bağlamanın bir sonuç getirmeyeceği gerçeğini kavrıyorlar. Onların kendi kendilerini güvende hissetmeleri kendilerini yönetir hale geldiklerinde söz konusu olacaktır. Şu ana kadarki talepleri barışçıl idi ama sükût içinde daha ne kadar acı çekecekler?

 

Fehd Ensari, “Tamil Kaplanlarıyla Ordu arasında Sri Lankalı Müslümanlar”, Crescent Dergi, 2009.

Continue Reading
Advertisement
Ads
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Afrika

Hicap Hakkında

A hijab is a veil worn by Muslim women in the presence of any male outside of their immediate family, which usually covers the head and chest.

Published

on

Photo: Shutterstock

Bir başörtüsü, Müslüman kadınlar tarafından yakın ailelerinin dışında herhangi bir erkeğin yanında, genellikle baş ve göğsü kaplayan bir peçe. Terim, Müslüman kadınların alçakgönüllülük standartlarına uyan herhangi bir baş, yüz veya vücut örtüsünü ifade edebilir.

Continue Reading

Afrika

Japonya: Japon Hava Yolları Helal Gıda Kullanacak

Published

on

Tokyo – Japonya | Ahvâl-i Müslimin

Japonya’nın en büyük hava yolu şirketlerinden olan Japon Hava Yolları tüm uçuşlarında helal gıda kullanacağını duyurdu.

Uluslararası uçuşların helal gıda hazırlama sürecini denetleyen Japan Islamic Trust şirketi tarafından sertifika alındı.

Ayrıca Helal gıda usullerine göre belgelendiğine dair bilgilendirme yapılarak, Müslüman müşterilerin güvenliğini sağlamak amacıyla tamamen değiştirildi.

Continue Reading

Afrika

Özbekistan : Toplu İftar Yasağı!

Published

on

Özbekistan Dini idaresi, hükümete kafe ve restoranlarda yapılan iftarların lüks olduğu banahesiyle  toplu iftarların yasaklaması talebinde bulundu.

Özbekistan dini idaresi reis yardımcısı Şeyh Abdülaziz Mansur, “Taşkent şehri belediyesi bizim tavsiyemiz üzerine kafe ve restoranlarda iftar yemekleri organize edilmesini yasakladı. Bu devletin politikası değildir. Peygamberimiz zamanında yoksul insanlar için toplu iftarlar organize ediliyordu. Bugün bu lüks halini aldı. Bundan ötürü bu sene restoranlarda iftar yemekleri verilmeyecek” dedi.

Müslümanların biraraya gelerek  ülke hakkında yapabilecekleri konuşmaların fiile dönüşmesinden korkulması üzere yasaklar bu hali aldı.

Azadlık radyosunun haberine göre, Özbekistan’da kafe, restoranlar ve yemekhanelerde toplu halde iftar yemeği organize etmek 2014-2015 yıllarında yasaklanmaya başlandı ve buna katılmayan Özbek vatandaşları radyoya şikayet mektupları gönderdi. Müslümanların biraraya gelerek aralarındaki manevi gücün artmasına mani olunduğu belirtildi.

BM son yayınladığı rapora göre Özbekistan’ın %20’si fakirlik sınırının altında yaşamını sürdürmekte %75’i yetersiz bütçe ve ülkenin fakir bölgelerinde yaşamaktadır. Ve yine ülkeleri hukuki, siyasi ve ekonomik alanlarda analiz eden bir rapora göre listenin en sonunda Kuzey Kore ve bir önceki sırada ise Özbekistan yer almaktadır.

Continue Reading

Afrika

Bangladeş : Cemaati İslami’nin finansör kurucusu “Mir Kasım Ali”

Published

on

Dünyadaki Müslümanların Yaşam koşulları – Bangladeş

BİYOGRAFİSİ

Mir Tayyip Ali ve Rabia Begüm’ün oğlu olan Mir Kasım Ali 31 Aralık 1952’de Bangladeş’in ortasındaki Munshidangi Sutalori bölgesinde doğdu. 1967’de Chittagong Collegiate İslami Okulu’ndaki eğitimi sırasında Chhatra Sangha (ICS) isimli İslami öğrenciler koluna katıldı.

1977’de Doğu Pakistan “Bangladeş” ismini almadan ve Doğu Pakistan İslami öğrenciler koluna genel sekreter olmadan önce 6 Kasım 1971 tarihinde Chittagong eyaleti birimlerinde ve üniversitesinde İslami öğrenciler koluna başkan olarak seçildi.

Üstad Mir Kasım Ali , m.1980 senesinde Cemaati İslamî’ye aktif olarak katıldı ve ” Nur İslam Bülbül” bünyesinde kurulan üniversitenin içindeki Cemaati İslami’nin siyasi bir kolu olan islami partinin lideri oldu.

Bangladeş’in Pakistan’dan ayrılması sırasında   Suudi Arabistan ,Çin ve Amerika desteğini alan  Bangladeşli isyancılar, “ayrılma savaşı” veya “bağımsızlık savaşı” olarak adlandırılan  savaşa karşı çıktılar.Son anda Pakistan ordusunu desteklediklerini ilan etmiş olsalar da ne var ki ayrılığı önlemeye yönelik herhangi fiili bir destek sağladiklarına dair bir delil bulunmamakta.

Şeyh  Abdülkadir Molla’yı  astıkları gibi Mir Kasım  Ali ve meslektaşları  “Muti er-Rahman Nizamî” ve ” Ali İhsan Muhammed Mücahit” ‘i de asmak için  haklarında  uydurma haberler yayıldı. “Bedir” milislerini kurduklarina ve başına Mir Kasım Ali’nin getirildiğine dair iddialar bu fabrikasyonların  arasında. Bu suçlamaları gündeme getiren grubun “Laik Avami Partisi” olduğu ortaya çıktı.

Mir Kasım Ali ayrıldıktan sonra Chittagong şehrinde Cemaati İslamî’nin yönetimini devraldı.Daha sonra ülkeyi terketmeye zorlandı,Arabistan’a giderek orada 4 yıl kaldı.Laik Avami Partisi lideri “Mucib er-Rahman” ‘ın çıkardığı genel afla ülkeye geri döndü.Cemaati İslamî’ye  haznedar oldu ve ardından  Suudi Arabistan’la İslami bağlantısı olan cemaatin temsilcisi oldu.Cemaatin merkezî uygulama biriminde tarihçi olarak görev yaptı.Öyle ki bu İslami partide karar alma bakımından en yüksek heyetti.

Mir Kasım Ali, çeşitli örgütlerde sanayii ve hayır kurumlarında idarî konuma yükseldi.

Onları söyleyecek olursak:

 

1.Hayır Alanında

´- Fuad el-Hatib hayır kurumunda sekreter

-Bangladeş’te çeşitli özellikteki ajanslarda başkanlık

 

2.İdari Alanda

-Allame İkbal Sangsad Kurumunda

-Chittagong İslam Üniversitesi’nde

-Daru’l İhsan Üniversitesi’nde

-Barış Araştırmaları ve Stratejileri Merkezinde

 

3.Ziraat Alanında

-Güvenilir Endüstriyel Tarım Şirketi (Agro İndustrial Trust) ‘nde başkanlık

"Agro Industrial Trust" sirket in simgesi

“Agro Industrial Trust” sirket in simgesi

مير-قاسم-علي-mir-quasem-ali-1 (7)

4.Finans Alanında

-İslamî Finans Kurumu’nda sekreterlik

-Bangladeş’teki belirli bankalarda kuruculuk

مير-قاسم-علي-mir-quasem-ali-2

 

Bangladeş’e dönüşünden sonra 1975’te Rajihi  Suudi bankası ile baglantısı olan “IBBL” Bangladeş  İslam Bankası kuruldu.Bu banka Emirlikler Katar ve Kuveyt arasinda  %60 oranında büyük bir kar payına sahip.

Bangladeş Bankası, Bangladeş elçisi Fuat el-Hatib’in Faysal bin Abdülaziz el-Suud’un ziyaret etmesinin ardından  faaliyet göstermeye başladı. Sonrasında Mir  Kasım  Ali bankanın müdürü konumuna geldi. Bu mevki sayesinde hayır projeleri yapıp cemaate hizmet eden ticari ve ekonomik imparatorluklar kurdu. Güney Asya’daki en iyi 3 bankadan biri olmak için çabaladı.

Bu banka Cemaati İslami ve Bangladeş dışındaki diğer cemaatlerin ana sermaye ve finans kaynağı sayılır.

 

Mir Kasım Ali’nin bu alandaki calışmaları dur durak bilmedi. Aksine Burma’daki cihatçı islami grupların ve Afganistanlı  mücahitlerin desteğiyle daha da ivme kazandı. (2011)

HSBC Bankası’nın %8 gibi bir oranından daha önce  adı geçen iki ülkedeki mücahitlere zekat veriliyordu.Tahsis edilen bu meblağ daha sonra yasaklandı. Bu durum  Amerika ihtiyarlar heyetine kadar ulaştı.

Söylenenlere ek olarak Mir Ali, Bangladeş’te yaşayan  fakir ve orta kesimin ulaşım, sağlık ve mali ihtiyaçlarını karşılamak için büyük bir ekonomik ağ kurdu. Ve bunların hepsi sivil toplum örgütleriyle mümkün oldu. 2005 yılında yapılan istatistikler Cemaati İslama bağlı olan bu kurumların  Bangladeş parasıyla 1.200 kurur ya da yıllık 150 milyon dolar kadar kazanç sagladığını kaydetti.

30 hayır kurumuna ek olarak Kuzey Afrika ve Arap Körfezi’ne işçi gönderilmesine ve 14 bankanin desteğine karsilik Al-Nihvan ve Kuveyt Yardım Fonu’nu destekledi.

 

5.İlaç sanayisinde

İbni Sina İlaç Şirketi’nde satış müdürü olarak çalıştı.

مير-قاسم-علي-mir-quasem-ali-1

6-Medya Alanında

Daily Naya  Diganta dergisini kurdu.

مير-قاسم-علي-mir-quasem-ali-1

2005 yılında yayın hayatına başlayan ve günde 125 binden fazla satan “Daily Naya Digata” dergisinin kurucu finansörü addediliyor.

 

Diganta uydu kanalı

مير-قاسم-علي-mir-quasem-ali-1 (9)

2007’de temeli atıldı ardından 8 Agustos 2008’de  Apstar 2R uydusu TV ve uydu yayinina başladı.Kanal, küresel ölçekte izleyiciye hizmet vermek için 2012’de direkt yayina başladı.

Diganta kanalinda , çeşitli kültürel programların yer aldığı 8 ila 16 saat süren  diyaloglar ve haber programları bulunmaktadır.

 

7.Turizm Alanında

KEARI Şirketi’nin  sahibi

مير-قاسم-علي-mir-quasem-ali-3

مير-قاسم-علي-mir-quasem-ali-4-1

مير-قاسم-علي-mir-quasem-ali-4

MAHKEME

2009 yılının başlarında Bangladeş hükümeti’nin başına Laik Halk Partisi lideri ” Şeyh Hüseyin Vacid” geçti.Başa gelen bu parti, 1971’deki ayrım olaylarinı incelemek üzere “Ulusal Savaş Mahkemesi”ni kurdu.

Mahkemenin kurulmasının ardından Mir Kasım Ali dahil Cemaati İslami’nin öne çıkan  şahısların mahkemesi yapıldı ve 25 kasım 2012’de yapılan mahkemenin ardından 17 Haziran 2012’de tutuklandı.

مير-قاسم-علي-mir-quasem-ali-1 (8)

Hapishane İdaresi’nin   24.12.2012 pazartesi günü çıkardığı kararla Mir Kasım kaldığı merkezî hapishaneden başkentin dışındaki  kashimbur hapishanesine nakledildi.

Geçen kasım ayında Bangladeş Savaş Mahkemesi Mir Kasım Ali hakkında idam kararı verdi ve Mir Kasım 1971’de Pakistan’ın doğu bölgesindeki ayrılma savaşı olaylarında “bağımsız Bangladeş” çagrısına teşvik eden bazi Bangladeşli gruplara ve hinduistlere işkence etmek ve onları öldürmekle suçlanıyor.Bu hüküm geçtiğimiz ekim ayının 23’ünde (92 yasında) hapishanede vefat eden  Cemaati İslami’nin  eski lideri Gulam Azam, eski bakan Muti er-Rahman ve cemaatin  başkanının idam edilmesinden  hemen sonra  geldi.

0

 

Laik güçler  Şeyh Hüseyin Vecid’in hükümetin başına geçtiğinden beri islamciların uzaklaştırılması yönünde çaba sarfediyorlar.

1971’de işlenen savaş suçlarını incelemek üzere mahkeme kurulmuş olsa da ne var ki Cemaati İslami üyelerinin bu suçu işlediğine dair hiçbir delil bulunmamakta.

Uluslararası Ceza Mahkemesi savcısı Seyyid Mahmud Sultan Seymen,  mahkeme salonunda genel parlamentonun Cemaati İsalmî’nin 14 suç işlediğini ve 33 tanığın bulunduğunu açıkladı.

10_Mir+Quasem+Ali_021114__0005

Suçlamalar aşağıdaki gibi:

  1. Suçlama

Mir Kasım Ali’nin 8 Kasım 1971’de kurulan Cemaat-i Bedr’in liderliğinde Ömer İslam Şadrevi olarak adlandırılan kişinin  “Sakta Gat” bölgesinden alıp birçok yerde  işkence  yapmasıdır.Bu yerlerden birkaç  tanesi de şehrin kalbi olan Dalm Oteli ve Basilaich emniyet merkezindeki deri depolarından biri.

  1. Suçlama

19 Kasım 1971’de Lütfi er-Rahman olarak adlandırılan kişinin Sakta Gat bölgesinden alinip Dalm Oteli’ne götürülerek işkence yapılması

3.Suçlama

Aynı yıl 22-23 kasımda Cihangir el-Şadri olarak adlandırılan kişinin Codmptila bölgesinden alınıp işkencenin merkezi olan Dalm Oteli’ne götürülmesi

4.Suçlama

Selahaddin Han olarak adlandırılan kişinin Damlmorinj’deki evinden alınıp işkence edilmek üzere Dalm Oteli’ne götürülmesi

5.Suçlama

Aynı yılın 25 kasımında Abdulcebbar olarak adlandırılan kişiye işkence edilip ateş açılması

6.Suçlama

Chittagong şehrinde Harun Reşid olarak adlandırılan çay satıcısının kaçırılıp işkence edilmek üzere Dalm Oteli’ne götürülmesi.

7.Suçlama

Mir Kasım Ali’nin örgütlediği Sayilari 7 veya 8 kişiyi bulan gencin Senallah Şadrevi ve bir başka genci Damlmirinj’den kaçırıp işkence etmek üzere Dalm Oteli’ne götürmesi.

8.Suçlama

29 kasım gecesi Nur’ul Kudüs ve 4 diğer kişinin Dalm Oteli’nde  işkence görmesi.

9.Suçlama

29 kasım gecesi Seyyit Ümran ve 6 kişinin kaçırıldıktan sonra Dalm Oteli’nde  işkence görmesi

10.Suçlama

Mir Kasım’ın direkt emriyle Muhammed Zekeriya olarak adlandırılan adamın ve beraberindeki  4 kişinin kaçırılıp işkence görmeleri.

11.Suçlama

Ceşmittin olarak adlandırılan kişinin ve beraberindeki 6 kişinin kaçırılıp işkence görmeleri

12.Suçlama

Cihangir Şadrevi olarak adlandırılan kişinin ve beraberindeki 2 kişinin kaçırılması

13.Suçlama

Snell Kanti olarak adlandırılan kişinin kaçırılıp işkence görmesi

14.Suçlama

Nasrudsun Şevdi olarak adlandırılan kişinin kaçırılıp işkence edilmesi

 

Cemaati İslamî’nin Konumu ve Durumu

Cemaati İslamî’nin Lideri Şeyh Mahmud adına yaptığı açıklamada:

– Bangladeş Yerel Ceza Mahkemesi’nin verdiği  Cemaati İslamî’nin üyeerinden biri olan iş adamı Mir Kasım Ali’ye verilen  idam hükmünü şiddetle kınadığını.

-Bangladeş’in Pakistan’dan ayrıldığı  Bağımsızlık Savaşı sırasında Kasım Ali’nin insanlık ve savaş suçu işlediğine dair yöneltilen suçlamaların haksız suçlamalar olduğunu.

-Bu adil olmayan ,haksız ,zalimce kararları protesto etmek üzere gelecek perşembe sabah 06:00’dan ertesi sabah 06:00’a kadar sürecek olan ülke genelinde yapılacak olan protesto gösterilerinin yapılacağını bildirdi ve şunları ekledi.

-Bu zalim,faşist ,otoriter ve diktatör hükümet , Cemaati İslami’nin liderlerine karşı uydurma iddialarını yükseltiyor.

-Savcının sunduğu belgelerde Muti Abdurrahman Nizami ve Mir Kasım Ali’nin ismi yoktur. Bundan ziyade Mir Kasım Ali,belgelerde ismi geçen ; suçun islendiği zaman dilimlerinde ve iddia edilen yerlerde  hiç bulunmadı.Açıkçası Mir Kasım Ali, o vakitlerde başkent Dakka’da kalıyordu ; suçların işlendiği Chittagong şehrinde değil. Mir Kasım Ali Dakka’da kaldığını ispat etti ama hükümet bunu kabul etmeyip çıkarılan sarı sayfalarda buna yer verdi ve idamına karar verdi.

 

 

Continue Reading

Afrika

Türkiye: Süleymaniye Camii

Published

on

Süleymaniye Camii, I. Süleyman adına 1551-1557 yılları arasında İstanbul’da Mimar Sinan tarafından inşa edilen camidir.

Mimar Sinan’ın kalfalık devri eseri olarak nitelendirilen Süleymaniye Camii, medrese, kütüphane, hastane, hamam, imaret, hazire ve dükkânlardan oluşan Süleymaniye Külliyesi’nin bir parçası olarak inşa edilmiştir.

kanuni_suleymaniye

Evliya Çelebi, Süleymaniye Külliyesinin Belgrad, Malta ve Rodos Seferlerinden elde edilen gelirle yapıldığını söyler. Yapımına başlanmadan önce çok büyük bir külliye olması sebebiyle bakımlarının ve günlük işlerdeki giderlerinin karşılanması için vakfiye hazırlanmıştır. Aynı zamanda inşaat aşamasında çalışacak yüzlerce kişi de inşaat başlamadan evvel ayarlanmıştır. Normal zamanlarda 700 kişinin burada çalıştığı söylenmektedir. Yaz vakitlerinde bu sayı 1000e çıkmakla birlikte bazen hava koşullarından ötürü hiç inşaat faaliyeti olmamıştır. Caminin açılışı Kanuni Sultan Süleyman’ın isteğiyle Mimar Sinan tarafından yapılmıştır.

2692386-aci-2-suleymaniye-camii-ic-mekan

II. Mehmet’in İstanbulu fethi ile İstanbul’da Osmanlı mimarisi boy göstermeye başlamıştır. Her padişah kendi iktidar dönemini hatırlatacak bir yapı bırakan geleneğin sürdürücüsü olmuştur. Bunların ilki II.Mehmet(Fatih Sultan Mehmet) ‘in yaptırdığı Fatih Külliyesi, ardınan II.Beyazıt’ı yansıtan Beyazıt Külliyesi ve daha sonra da Süleymaniye Külliyesi gelir.

Süleymaniye Camiin planı avlu ve asıl caminin olduğu iki kareden oluşan bir dikdörtgen şeklindedir. Avlunun zemini mermer döşelidir. En önemli süslemelerden biri çinilerdir. Üzerinde ayetlerin yer aldığı çiniler ünlü hattat Karahisarlı Ahmet’in eseridir.

suleymaniye3

Caminin dört köşesinde dört minare yer alır. Bu Kanuni’nin fetihten sonraki dördüncü padişah olduğunu yansıtır. Caminin en önemli özelliklerinden biri de akustiktir. Büyük kubbenin bir yanında duyulan hafif bir ses Caminin her yerinden duyulur.Mimar Sinan bunu her kubbeyi çift yaparak ve ana kubbeye 64 küp yerleştirerek sağlamıştır. Aynı zamanda camide hava akımını ve temizliğini sağlayan özel bir sistem mevcuttur.

 

Continue Reading